30 Eylül 2009 Çarşamba
Yorumsuz...
"İnsanın manevi ve maddi olmak üzere iki tarafı vardır."
Maddi yönümüzün her ihtiyacını sorumsuzca karşılarken,onun doyurulması adına tüketimi sömürürcesine gerçekleştirirken manevi yönümüz neden hep cılız bir itibara maruz kalır anlamak mümkün değil.
Halbuki bilimde dahi yer bulmadı mı maneviyatın maddiyata keskin tesirleri olduğu?
O zaman insan düşünmeli; neden varolduğunu,neden bu düzenek içine mükemmel yaratılışla donatılıp salıverildiğini,neden hüzün,sevinç,öfke,neşe,takdir yada yergi gibi hislerle işlendiğini...
Düşünmek lazım bizi muhatap almak isteyenin amaçlamış olabileceklerini...
Zannedişlerin ve zannettirenlerin sınırlamalarını gözardı edip düşünmeli...
Düşünce nimetinin hakkını teslim edip,zekatını verircesine düşünmeli...
Maddi doyum için yırtınıp didinen tarafına hınçla belki düşünmeli...
Düşünmek,evet biraz daha uzun bi yol zannetmeye göre ama emin adımlarla katedilen daha güvenli bi yol aynı zamanda...
28 Eylül 2009 Pazartesi
Bu tişört te böyle bitti :))
Annem bu motiflere mutfak takımı yapma niyetiyle başlamış sonra da yapımı çok sıkıcı olduğu için bırakmıştı.Yarım kalan parçalardan kare olanı , son tişört kırıntılarımın bir saç bandına dönüşmesi için bulunmaz partnerdi... Nasıl mı ?
İşte böyle ...


Böylecee bu tişörtün suyunun suyunu da çıkarmış oldum ; bir tişörtten 3 objem oldu,daha önce burda da bir eşarptan 3 obje yapmıştım :) Basit bi hesaplamayla bu şekilde yaşamaya devam edersem pek alışveriş yapmam gerekmeyecek gibi gözüküyor.Mitoz bölünme geçiren kıyafetlerim,eşyalarım bi yandan yenilenirken bi yandan çoğalıyorlar :)Bunlardan en sonuncusu saç bandımdı, hayırlı uğurlu olsun bana :)
Sevgiler sanal dostlar :)
26 Eylül 2009 Cumartesi
Tişörtümün kırıntı parçalarının geridönüşümü :)))



24 Eylül 2009 Perşembe
Geridönüşüm kaşkolum !
Kol altından keserek bedeni iki parçaya ayırdım...


19 Eylül 2009 Cumartesi
Mutlu bayramlar !

17 Eylül 2009 Perşembe
Amcalar size neler oluyor böyle?

Dün gece iftara bir iki dakika kala apar topar Nazilli'ye gitmek durumunda kaldık...Eşimin rahatsızlanan bir akrabasının tam teşekküllü bi hastaneye yetiştirilmesi gerekiyordu ve bu tür konularda eşim hep ilk ortaya atlayan gönüllü olduğundan (iyi ki de öyle) bu görev bize düşmüştü...
Nazilli'ye kısa bir mesafe kala feci bir kaza görüntüsüne şahit olduk malesef.Bir otomobille bir kamyon çarpışmış otomobil adeta preslenmiş gibi dümdüz olmuştu.Tabi netice: 4 ölü,2 yaralı...
Bayrama bir kaç gün kala 4 can için bütün planlar,belki heyecanlar,mutluluklar,beklentiler,hayaller aynı otoyolda preslenip sonsuzluğa gömüldü dün gece...Hastaneye vardığımızda ise ortalık anam babam gününe dönmüştü çoktan;bir yerde, donup kalmış, bakışları soluk hasta yakınları, bi yerde, feryat figan bağırıp duvarları yumruklayan cenaze sahipleri ve biten hayatlar...Anlatılmaz yaşanır denilecek tek tecrübe, acı belki de ...Bizim için sıradan kaza haberi olan bir olay,bu sabah birilerinin yüreklerine zehirini akıta akıta yayılan acı aslında...Sevdiklerini kaybetmiş olmanın dayanılmaz basıncıyla açılmaya çalıştı o yakınların gözleri bu sabah...
Peki başlıktaki amcalar kimler mi? Anlatayım...Hastaneye götürdüğümüz yakınımızı tedavi ettirdikten sonra kasabamıza doğru yola çıkmıştık,kaza yerinden 5 dk.uzaklıkta bir benzin istasyonunda mola vermek amacıyla durduk.Benzin istasyonunda çalışanlar dahil herkesin kazadan haberi olmuştu.Gecenin getirdiği acı haberin kalpleri derinden yaraladığı yüzlerdeki şaşkın, üzüntülü ifadelerden belliydi...Yarım kalan cümleler ardından gelen derin sessizlikler...
Birden ardı ardına gelen korna sesleriyle irkildik,herkesin kafası aynı yöne çevrildi.Kazanın olduğu yönden gelen iki tır (kamyon da değil tır !) birbiriyle yarış edercesine kafa kafaya otoyolda yarışıyorlardı.Hız sınırını aştıklarına adım gibi eminim çünkü istasyonun önünden jet hızıyla geçtiler.Üstelik az önce gördükleri feci kazaya rağmen...İnanılır gibi değil,insanların bu tür felaketerden ders almayışları,sıradan bir gündelik detaymış gibi bildiklerinden vazgeçmeyişleri ...İstasyondaki bi kaç diline hakim olamayan tip, sözkonusu tır şoförlerinin ardından küfrü bastı,benim dudaklarımdan ise sanki sesimi duyarlarmış gibi "size ne oluyor amcalar?" sorusu döküldü...
Bize ne oluyor hakikaten ?
Sürücü olmak araçla özdeşleşip ego tatmini halini aldı çoğu bünyede...Adı üzerinde araç bu,beni ifade etmezz ki !Beni varacağım menzile götürmesi için kullandığım bir araç sadece.Tıpkı evde kullandığım sarımsak ezeceği gibi bişey...Neden trafikte bir diğerinin arkasında 5 dk. fazla kalmayı kişiselleştirip facia sollamalar yapılıyor? Neden yol vermemek için arkadakine, hız iki kata çıkarılıp felakete kapı aralanıyor ?
Canlar neden kendilerine hizmet etsin diye kullandıkları "araç"lar altında yitip gidiyor?
Nedenler,niçinler uzar gider ama gidenler geri gelmez ve "acı" hep yaşanarak öğrenilen bir tecrübe olarak kalır...Anlatılarak asla öğenilmez...
15 Eylül 2009 Salı
Kutlu olsun...

Amin...Amin...Amin...
Bayram Tatlısı
12 Eylül 2009 Cumartesi
Etkinliğe katılıyorum...

Sahur Keki
Mutfakla ilgili bişey paylaşırken kendimi çok sahtekar hissediyorum söylemeden edemeyeceğim.Neden derseniz mutfakta çok az başarılı sonuç elde ederim çoğu zaman ona da neden derseniz ben bu durumu çocukluğuma kadar inip irdeledim :) ve sorumlunun annem olduğuna karar verdim.Büyüme çağım ablamın genç kızlığına tekabül ettiğinden mutfakta pratik kısma müdahale şansım olamadı asla.Bana kalan ordan burdan derlediğim alalacele edindiğim kırık dökük teorik bilgiler oldu.Neticede ablam mutfakta deha sayılabilecek bir yetenek olurken ben yaptığı şey herneyse yanık yada çiğ değilse başarmış sayılır cinsinden bir çaylak olarak kaldım :)Allahtan bloglarla tanıştım da bi kaç bişey öğreniyorum yavaş yavaş,işi toparlıyoruz zamanla :) Bu acımı (!) da paylaştıktan sonra en sonki başarılı mutfak deneyimimi paylaşabilirim sizlerle,bu arada o kadar kötüsün de nasıl güvenelim yaptığını yapalım diyenlere şöyle diyeyim bu tarifi ne zaman yapsam hep çok güzel oluyor başarısı sabittir yani o yüzden :)
Kahvaltı Keki
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı yoğurt
2 yumurta
Aldığı kadar un
kabartma tozu
1 çay kaşığı tuzKek kıvamında karıştırdıktan sonra içine,
1 orta boy patates (ince ince dilimlenecek)
100-150 gr.beyaz yada kaşar peynir rendelenir
yarım demet maydanoz
yarım demetten az dere otu
varsa biraz taze soğan yeşil kısmı doğranıp ilave edilir.
Üstüne çörekotu serpilir...
orta dereceli fırında yarım saat pişirilir üstü kızarınca alınır.
Sahurda tatlı bişey yiyemiyoruz sonra gün boyu yanıyoruz diyenler alın size tuzlu bi tarif,ben yaptıktan sonra herkescikler yapar :))
Sevgiler herkese aşçı tazekahveden :)
11 Eylül 2009 Cuma
Tebrikler TRT !

Resim: Kaynak
9 Eylül 2009 Çarşamba
Zaman Döngüsü...
Gelirken karşıma çıkan bu evden kareler almamak yakışmazdı Tazekahveye :)
Yaşanmışlık, taşa ahşaba bürünmüş dikilmişken önüme içerdeki de yürüyüp gitmeme izin veremezdi zaten hiçbişey yokmuş gibi...
Osmanlı döneminden kalma olduğunu zannettiğim bu yapı kaç aileyi ağırladı kimbilir taş duvarları arasında.Ne çok mahremiyete ev sahipliği yaptı,ne çok derdi dinledi yada neşeyle yankılandı taş duvarları kimbilir.Pırıl pırıl yeni inşa edildiği senedeki hali canlandı gözümde.Oldukça heybetli yapısıyla saygın birilerinin olduğunu tahmin edebilmek zor değil...O dönemin balkon görevini gören ahşap kısmı nasıl da muntazam işlenmiş ve asırlar atlatmasına rağmen hala nasıl da ayakta ...
Farkındalık günleri diye ifade ettiğim ramazan, tezahür etmişti sanki ruhuma daha önce belki de bir milyon kere önünden geçip gittiğim bu ev, şimdi zaman döngüsünü yüzüme çarpıp "geçip gidemezsin" diyordu ...İçinde yaşamış yaramaz çocuklar,genç kızlar,hanım teyzeler,küskün yaşlılar dikildiler önüme geçit vermiyorlardı sanki...Gözlerim dolu bi kaç kare almakla vefa göstermek istedim ona.
Ama bu işi daha etraflıca yapan biri var Karacasu' da.Sevgili edebiyat öğretmenim Hüseyin Kuruüzüm.Kendini bu kasabanın tarihi eserlerini ve yaşanmışlıklarını tanıtmaya adamış olan bu değerli büyüğüm emeklilik günlerini kitap yazarak ve bu eserlerin araştırmasını yaparak değerlendiriyor.Teveccüh gösterip web sayfasının girişine benim testilerle ilgili yazımı da koyan bu hocamın adresi : http://www.üzümünkurusu.com/ Duygulu başyazıları gerçekten okunmaya değer :)
5 Eylül 2009 Cumartesi
Kayseri'den bi renk ...

daha yakından ...
Havlu kenarı oyası ...
Ellerine sağlık canımcım,verdiğin insan rengi ve fotoların paylaşımı için çok sağol,
3 Eylül 2009 Perşembe
Tüneldeyim ve Erkin baba...

Üretemediğim günler tüneline girdim bi süre önce...Üretemeyince hayatla bağlarını koparmış ölümü bekleyen yaşlı kaprisli hatunlara benziyorum çoğu zaman.Kafamın içi boş,istek yok,yaşamsal belirtiler minumum düzeyde seyrine devam etmekte ama hepsi o kadar.Hani ramazan ve iftar vaktindeki küçük ama değerli mutluluk patlamaları da olmasa bitkisel denebilir yaşantıma şu aralar...Ve arada beni mutlu anılara ışınlayan sesler tınılar objeler de renk katabiliyor günüme,bu tüneli ışıklandırabiliyor geçici de olsa :) Erkin baba bunlardan biriydi bugün.Bi bloger arkadaşımda gördüm, aynı şarkıyı paylaşmıştı O da, hem Ona yorum yazdım hem de muzır kopyacı damgası ihtimaline rağmen ben de aynı şarkıyı paylaşayım dedim...İnşaAllah bu tünelin sonunu görürüm bi kaç güne kadar ...
Sene 2004 falan olsa gerek,feci bi küslüğün ardından eşim kapıyı çarpıp gider,önce "git gidebildiğin yere kadar" hisleriyle kabaran yüreğim bi süre sonra sakinleşir gözyaşlarıyla hep ikimizin gittiği şehri kuşbaşı gören tepemize yola koyulurum.Malum barışma,ağlaşma sahneleri falan.Eşim de aynı yere aynı hislerle varmıştır meğer,arabamızda Erkin baba son ses söylemektedir bu şarkıyı.Hüzün,sevinç birbirine karışmış halimizle defalarca replay yaparız bu şarkıya.O gün kafamda iki soru takılı olarak kurur gider gözyaşlarım: "İnsan en sevdiğini neden en fazlaca kırar?" ve "Erkin Koray benim 2000 li yıllardaki hislerimi nasıl olmuşta 70'lerde şarkıya dökmüştür?"
Sevince,durma durma koş ardından !
Zaman yoktur git aşkı iste Ondan !
Sevince tüm insanlar bir başka,
Durma dostum sen de yer ver aşka...
Sevmek, bil ki doğmaktır yeni baştan !
Aşık oldum galiba yavaştan...
Sevince, işte burda ,dinleyin keyiflenin ha bi de sevinn mümkünse . . .