20 Temmuz 2014 Pazar

Yeni haber ve sosyal ağlar

Henüz haberiniz yok değil mi ? 



Ulusal bir internet gazetesinde köşe yazıları yazmaya başladığımdan, hatta geçtiğimiz hafta ikincisini yazdığımdan filan ? 

İşte şu alttaki  linkten köşe yazılarıma ulaşabilirsiniz bundan böyle :) 

http://turkiyeninnabzi.com.tr/yazidetay/bilge-cakir/merhaba.html

Kendimle ilgili duyuruları en son blog dünyasında paylaşıyorum tabi. Bloğa göre daha hızlı geri dönüş sağlayan diğer sosyal ağlar ilk sırayı alıyor böyle durumlarda :)

Ve onlardan bahsetmişken hani, beni şu şu adreslerden takip edebilirsiniz bu alemde :

http://www.facebook.com/profile.php?id=613342487

http://twitter.com/bilge1978

http://instagram.com/bilgecakir09

http://tr.foursquare.com/bilge1978

Ve iletişim halinde olalım, yazmamı istediğiniz konular varsa yazın, beyin fırtınaları yapalım edelim... nasıl fikir ? :)

O zaman, şimdi evden çıkmak için hazırlanabilirim...

Bu akşamki iftar davetine yetişmek için son yarım saat... 

Sevgiler diyeyim, herkese ama herkeslere :)

13 Temmuz 2014 Pazar

Risale-i Nur'da Tasavvuf

Eğer tasavvufu yaşamaya çalışan biriyseniz bir nur talebesine bakış açınızın çok da sempatik olmadığı düşünülür.Ya da tam tersi bir nur talebesiyseniz tasavvuf ve tarikatlara yine antipatik baktığınız kanısına varılır. Tüm bunların dışındaysanız, zaten sizin için herhangi bi kategorizasyon sorunu yoktur. 

Neyse.. İşte Mehmet Ildırar, cemaati içinde namı diğer "yarbay", bu önyargıları yok etmek adına yazmıştı son kitabını.Son kitap, diyorum çünkü vefatından hemen önce yayınlandığını ve başka bir kitap çıkarmadığını anımsıyorum.Yanlışım varsa bilemem yine de.
 Kitapta,hayatındaki  tasavvuf serüveninin yeni başladığı dönemlerde mürşidinin kendisine "Risale oku, ilmini arttır" ikazıyla Risale okumaya başladığını anlatıyor.Okuduktan sonra da, Bediüzzaman Said Nursi 'nin(k.s.*) yazdığı risalelerde ve de kendine sunulan tasavvuf öğretilerinde farklılık olmadığını, her ikisinin de  Kur'an ve sünnet ahlakına kuvvetle yapışmayı tembihlediğini görüyor. Risalelerden bununla ilgili alıntıların yanı sıra, Bediüzzaman'ın "Zaman tarikat zamanı değildir hakikat zamanıdır." sözü üzerine de uzun açıklamaların yer aldığı bir kitap. Malum sözün ediliş zamanı göz önüne alınırsa insanların, "tasavvuf" gibi takvaya kapı aralayan bir boyuttan ziyade din var mı yok mu ikileminde oldukları bir dönemde tüm gücüyle talebelerini ilme ve hakikatlerin ortaya çıkarılmasına seferber etmek amacıyla edilmiş bir laf olduğu üzerinde duruyor. 
Diğer yandan Bediüzzaman'ın bizzat tasavvuf büyüklerine duyduğu muhabbet ve onlara övgü dolu sözleriyle de tasavvuf karşıtı sayılmasının mümkün olmadığını anlatıyor.Bunların neler olduğunu bilmek ya da Risale-i Nur'la Tasavvuf arasındaki  karşılaştırmalı değerlendirmelere vakıf olmak isterseniz eğer bu kitabı okumalısınız. Semerkand yayınlarından bu kitaba ulaşabilirsiniz. 



Alıntılarda da bizzat zamanın alimi Bediüzzaman'ın hatıralarından birine yer vermek istedim. Mürşid mürid ilişkisindeki "himmet" olgusuna dair bir örnek :

"Üstad Bediüzzaman hazretleri (k.s) Sikke-i Tasdik-i Gaybi'de şöyle anlatıyor : Ben 8-9 yaşlarındayken etrafımızdaki bütün ahali tarikatı Nakşibendiyye'nin meşhur gavsı Seyyid Sıbgatullah Arvasi (k.s.) isimli zattan medet isterken, ben akrabalarıma ve ahaliye muhalif olarak Gavs-ı Geylani'den (k.s.) istimdat ederdim.Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ve ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, "Ya Şeyh, sana bir fatiha.Benim cevizimi buldur." derdim.Bir fatiha okurdum ceviz gelirdi.Acayiptir,yemin ediyorum, Gavs-ı Geylani'den (k.s.) 1000 defa böyle himmet imdadıma yetişti.Onun için bütün hayatımda Fatiha gibi zikirleri ne kadar okumuş isem, Hz. Resulullah'tan (s.a.v.) sonra Şeyh Abdulkadir Geylani'ye (k.s.) hediye ediyordum.

Bu zat nasıl olur da tasavvuf evliyasına karşı olur ?"

Evet güzel soru değil mi... :) 
Başta tüm tasavvuf büyükleri olmak üzere Mehmet Ildırar'dan da Bediüzzaman Said Nursi (k.s.) gibi tüm ilim üstadlarından da Allah razı olsun. Işık olmuşlar, aydınlatmışlar, aydınlıklarda olsunlar...

Başka bir kitap değerlendirmesinde görüşmek üzere dostlar... 

* Kaddesallahu Sırruhu = Allah sırrını kutsal (pak-temiz) kılsın" anlamındadır. Vefat etmiş veliler için kullanılır. Kuddise sırruhû (sırrı kutsal olsun) da denilir.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Bir iftar daveti...

O'nunla bir iftar davetinde bir araya geldik önceki akşam. 

Ağır ablalarımızdan... 

Yanında falso yapmamaya çalışıyoruz filan.

İftar yapılıyor hep birlikte...

Bütün gün oruçluyduk, çay keyfi biraz da muhabbet hakkımız söke söke alırız modundayız.

Ablamız bizden kopuk... Eline kutsal kitabı alıp çekiliyor bir kenara.

Sabrediyorum sabrediyorum, dayanamıyorum.  (Dayanamayacağımı biliyordum) 

-E ama Ayşe hatun ? Biz muhabbet ederken sen Kur'an mı okuyacaksın şimdi ? 

Gülümseyerek başını kaldırıyor :

-Bugünler çok değerli, bir daha gelip gelmeyeceğini bilmiyoruz, Kur'an'ın bir harfine on sevap yazılıyor malum.Kaybedecek zamanımız yok.Rahmet yağmuru yağıp dururken neden mahrum kalalım ?  Hem yatsı okunur okunmaz hemen evlerimize hadi bakalım. Çayı her zaman içer, muhabbeti her zaman ederiz nasıl olsa.Ama  Ramazan geceleri bu işler için heba edilecek kadar değersiz değil. 

Sonra gidip yanaklarını öpünce ben, O'nu çok özlediğimizi ve bize biraz sohbet etmesini isteyince,balkona doğru çekiştirip en güzel yere oturtunca, çayını da emirvakiyle gidip hızlıca doldurarak yanına koyunca...

Biraz sohbet ediyor bize, uzak diyarları, iyi insanları, iyi istikballeri anlatıyor. Çizdiği tabloya bakarken yudumluyoruz çaylarımızı. Kafamıza takılan soruları sorup aydınlanıyoruz. Balkon serin, bütün günün hararetini  yaşamamış gibiyiz.

Çayların son yudumlarına vedaları iliştirip acele dağılıyoruz sonra. Bir an önce evlere varıp ilahi satırlara dalalım istiyoruz, rahmet yağmuruna ya da  :) 

Bir iftarı da işte böylece geride bırakıyoruz... 



3 Temmuz 2014 Perşembe

Sebep ne ola ?

Hani şu sevgili kutsal ayla ilgili o kadar saz söz yazılıp söylenmiştir, o kadar ilahiler, o kadar şiirler , övgüler...

Ama yıllardır her ramazanda bu klip gündemimden hiç düşmedi, düşemedi :)

Sebep ne ola ?

Belki girişte mutfak sahnesindeki ideal  çekirdek aile tablosu yüzünden,

Belki bi grup tatlı genç tarafından söyleniyor oluşu,

Belki Almanca aksana kaçan bozuk lisanla icra edilen Türkçe sololar,

Belki klibin ruhundaki amatörlük ( çünkü başka klipleri bile yok :))

Belki , belki de...

Bu klip bi şekilde benim için vazgeçilmezlerden işte :)



Heyy ! Nasıl gidiyor Ramazan ? On numara beş yıldız burda ! :) 

Sevgiler blogcan  :)) 

28 Haziran 2014 Cumartesi

Rüya rüya içinde / Ali Haydar Haksal

Ali Haydar Haksal'ı ilk kez okudum. Ödüllü bir yazar olduğunu da bu vesileyle öğrendim. Ayrıca Yedi iklim edebiyat dergisinin de kurucularındanmış kendisi. 

Bu kitabı, rüya temalı öykülerinden oluşmakta.Her öykünün içinde yer alan  rüya sizi başka bir alemin kapılarına taşıyor her seferinde.Özellikle her öykünün sonunda Peygamber efendimiz(s.a.v) 'in rüya ile ilgili menkıbelerinden birer örnek vererek Asrı saadetle bağlantı kurması çok hoş olmuş. Okuduğumuz menkıbelerden Peygamber efendimiz(s.a.v.) 'in rüyalar konusundaki duruşu hakkında da fikir sahibi oluyoruz ayrıca. 


Size giriş bölümünden çarpıcı bir alıntı aktarmak istiyorum :

"Derin bir sessizlik. Sessizliğin sesi,inleyen bir ruh. Kafatasının etleri çürüdükçe kafatasının kemikleri çürüyor adamın.Dişleri gevşiyor, dişlerinin araları açılıyor, göz çukurlarının boşluğu karanlık bir oyuk olarak ortaya çıkıyor, avurtlar kalmıyor, alın kemiği bembeyazlaşıyor, boyun kısmı bitiyor, kuru ve ak pak bir kemik yığını beliriyor, saçların kimi toprağa düşüyor, kimi kafatasının üzerine yapışıyor, toprağa ölü bir sessizlik karılıyor...
.......
Kurtçuklar yuvarlanıyor, sürünüyor, birbirinin üzerinden geçip gidiyorlar, kaynıyorlar...
.......
Her beden kendi kurtçuğunu mu üretiyor ? Her beden yeniden kendi ölümünü mü hazırlıyor ?
Bu kurtçuklar bir başkasına mı ulaşacaklar,bu derin kuytuluğu...nasıl, nereye ve kime gidecekler ?"


Bu, kitabın ilk öyküsünden girişteki bir alıntıydı...

Dostlar herkese hayırlı ramazanlar :)

Saçma sapan ramazan sorularının yer almadığı ve tüm kalp hastalıklarından arındığımız bir Ramazan olsun inşaallah...

Ayrıca kimse kimsenin inancına karışıp kalp kırmasın da...

Başka bir kitap incelemesinde görüşmek üzere ;) 

26 Haziran 2014 Perşembe

"Tatil" nedir ?

Yazın gelmesiyle birlikte her yerde aynı manzara...

İnsanları sınıflandıran en temel öğelerden biri olan "tatil" olgusu hayatımızda yerini alır her yaz.

Beş yıldızlı oteller, butik oteller ve pansiyonlar v.s. Hadi sınıflarınıza insancıklar  ! denmişcesine insanlık ekonomik gücüne göre gider tıkılır denize nazır mekanlara. 
Gidemeyenler de talihine küskün neşesizliklerini perçinler her yaz. 

Bu işler neden böyle ya ? :)

Neyse felsefe yapmayacağım , sevmediğimi bilirsiniz :) 

Peki ben mi ?

Denizli'deki en sevdiğim arkadaşlarımdan biriyle harika bir iki gün geçirip geldim. Güldüm, hüzünlendim, konuştum, eğlendim, düşündüm,  çok şeyi  "hissederek" geri döndüm.Güzel bir ara vermiş oldum hayata... Tatilin tanımında; gündelik hayatın sorumluluklarına ara verip dinlenmek anlamı yatıyorsa tatil yaptım da, deniz kenarında ketçaplı kızarnış patates yemekse tanım tatil yapmadım sanırım...

Neyse Ramazan'ın rahmetini bekliyorum şu ara, az kaldı :)

Görüşmek üzere dostlar ;) 



20 Haziran 2014 Cuma

Behcetü's Seniyye

Semerkand dergilerinden birisinin abonelik hediyesiydi sanırım...Hangisinin olduğunu tam hatırlayamadım şimdi.Behcetü's Seniyye.
Ama Semerkand yayınları içinde satışı da vardır mutlaka. 
Kitap, Nakşibendilik tarikatının doğuşunu ve adaplarını anlatmakta...Sevgili Peygamberimizden en sevdiği arkadaşı Hz. Ebu Bekir (r.a.) ' e  sonra da Şah-ı Nakşibendi (K.s.) 'ye ve günümüze kadar uzanan silsile vasıtasıyla tasavvuf gönüllüsü ümmete miras bırakılan usul ve adapların tek tek açılımı ve silsile içindeki manevi büyüklerin künyelendirilmesi yapılmış. Bunun yanı sıra anlatılan bazı menkıbelerle tasavvuf öğretilerini daha etkin olarak da kanıksayabiliyorsunuz.Allah dostlarına dost olmayı kalbine koymuş, şeriat ve tarikat ekseninde bu işin okuluna niyetlenmiş her kulun okumasını tavsiye edebileceğim bir kitap. Tasavvufu , sosyal medyadaki  çakma Mevlana sözlerinden değil de, bu iş için gecesini, gündüzünü, gençliğini, yaşlılığını tüketip gitmiş alimlerden öğrenmek isteyen herkese de... tavsiyedir. 


Alıntılarda eklemek istediklerim de şunlar :

*Kamil bir mürşide intisap etmek gereklidir. Ziraz insan kendiliğinden yetişmez.Nitekim arifibillah Şeyh Ebu Ali ed-Dekkak (k.s.) şöyle demiştir :
Bir başına bakımsız olarak kendiliğinden biten ve yetişen ağacın meyvesi olmaz. Meyvesi olsa da tatsız olur, lezzeti olmaz.Her şeyin bir sebebe bağlı olmasının gerekliliği,Allah'ın değişmez kanunudur.Zira O her şeyi bir sebebe bağlamıştır.Zahiri doğum ve çoğalma, anne ve babasız mümkün olamayacağı gibi , manevi doğum denilen marifet ve kamil mürşidin terbiyesine girmekle gerçekleşir, kendiliğinden gerçekleşmez.

*"Çünkü dünya, ilmin vatanıdır. Fakat dünya, ilmin hudutları dışındaki harikulade şeylerin vatanı değildir ."

Nedir bu ilmin hudutları dışındaki "harikulade dünya" dostlar ?

Ulaşmak istediğim dünya...

Varılmak istenesi dünya...

Başka bir kitap incelemesinde... mutlaka görüşmek üzere ...