23 Mayıs 2015 Cumartesi

Wild / Yaban


Şimdi size bu filmi neden izlemeniz gerektiğini açıklayacağım...

Hangimizin aklından geçmez zora gelince valizi doldurup çıkıp gitmek, yola düşmek, uzaklara çok uzaklara doğru yürümek ?

Öylece yola koyulmak... 

Bir karavan alıp, tası tarağı doldurup içine, keşif hayali peşine düşmek ya da ? Hangimizin içinde akıp duran bir nehir değildir ki bu ? 

Her şeyi geride bırakıp gitmek... 

Evi düzenleyip borcu harcı ödeyip geri dönmemecesine çekip gitmek, kafamızın içindeki beyaz perdede her zamanki pembe köşesinde durup duran bir plandır öyle. Belki hiç gerçekleşmez ama vardır, biliriz, elimizin altındadır o. 

İşte bu çılgınca ve fütursuzca kaçıştan önce bu filmi izlemeli her insan. 
Gitmenin aslında kaçmak olmadığını, kalabalıktan yalnızlığa bir akış olmadığını, tam tersine daha da kalabalık bir dehlize düşebileceğinizi bu filmle anlıyorsunuz... 

Aptal sarışın rollerine alışık olduğumuz Reese Witherspoon zorlu bir performans gösterdiği bu filmde aktristliğini konuşturmuş bana göre. Ve 2014 yapımı "wild" 2 kez oscar'a aday gösterilip 7 farklı dalda ödül alarak bu başarıyı perçinlemiş. 

İzleyin, hak vereceksiniz....



Filmin içinde tanıştığım bu şarkıyı da sık dinlediklerim arasına ekledim. 
Güne başlarken dinlemeniz tavsiyedir ;)



Ee ahali ? 

Yeni bi haftaya hazır mıyız ? 

Ben her zamankinden daha fazla.... 

17 Mayıs 2015 Pazar

Güzel

Güzel olan bir kaç şeyi yazıp kaçıyorum şimdi...

Abla  güzel şey,

Sağlık güzel,

Sevgi güzel,

Güven duymak çok çok güzel

Kendinle ilgili düşünemediğin  ihtiyaçlarının sevdiğin tarafından düşünülmesi güzel,

Allah'ın dostluğu ihtimalini düşünmek güzel,

Günahlarına rağmen affedilme fikri güzel,

Yol tenha olduğunda otobanda hız yapmak güzel,

Radyoda sevdiğin şarkının çıkıvermesi ve avaz avaz dinlemek güzel,

Kitaplar... ?  Ya sizce ?

Bir romanın kahramanıyla kafenin birinde oturup kahve içme hayali güzel,

Yaz güzel

Doğal sıkılmış portakal suyu güzel,

Konuşurken O'nun gözlerinin içine bakıp doya doya gülümsemek güzel,

Anlaşılmak güzel, anladığını fark ettirip rahatlatmak güzel,

Ruh eşi meselesi güzel...

Kafanın içinde koca bir evrenle dolaşıp durmak güzel.

Hayatta o kadar çok güzel şey var ki...

Hayat... Güzel...

Elhamdülillah...




16 Nisan 2015 Perşembe

Niye blog yazıyosun sen ?


Blog yazmak gibisi yok...
Gerçekten...

Bakın mesela ben bloğum eskimesin diye nasıl itinalı kullanıyorum onu. Seyrek yazsam da yüzde yüz katışıksız olsun,yazdıklarım tam anlamıyla benden olsun diye uğraşıyorum. 
Bunlar hep blogger şeysi. 

Neyse aslında en sonki yazdığımdan bu yana bir sürü kitap okudum, gezip gözdüğüm yerler de oldu filan ama bu yazımda sadece "neden blog yazmak gerektiğine" değinmek istiyorum. Bilgilendirici eğitici paylaşımlarımı sonraya bırakabilirim sanırım.

Maddeler halinde sıralamak gerekirse şu sorunun cevabı olarak aşağıdakileri sıralayabilirim : 

- Bilge niye blog yazıyosun sen ?

* Günlük hayatta söyleyemediğin şeyleri küt diye bam diye güm diye yazabileceğin bir mecradır blog.

* Yaşadığın coğrafyada anlattıklarını bile anlayamayan elemanlardan illallah ettiğin noktada, aynı frekansta olduğun başka bünyelerle güzel güzel kuzu kuzu paylaşımlar yapmaktır.

*Tamamen senin yazıp yönettiğin bir gazete sayfası gibi egonu okşayıcı tarafı da yabana atılamaz.

*Mesela bir blogda çok basit bir peynirli makarnayı İtalyan mutfağına dair ne haltlar yapıyorum bakınız diyerekten servis edebilirsiniz, kimsecikler de karışamaz, blog sizin. 

*Dünyanın en berbat müziğini sırf o akşam siz o havadasınız diye paylaşırsınız ve mutlu olursunuz. Üstelik facedeki gibi beğeni kasıntısı da yaşamazsınız. Çünkü blog burası blog, sizin mekan yani. Çaktınız ? :)

*Sizi tanımak isteyen biri olduğunda açıp bloğunuzu  okuyabileceğini söylersiniz. Ki en katışıksız halinizle tanımış olsun sizi,Siz de hile hurda karışmadan ifade etmiş olun kendinizi. 

*Bloğunuzu okuyan bazı arkadaşlarınızın "Kızım çok güzel yazıyon yea" diyerekten yaptıkları övgüleri bir kenara bırakıyorum usulca.

Tabi bunun yanısıra bloğunu dükkan gibi kullanıp satışlar yapan ya da gezi rehberi olarak kullanan veyahut da mutfak el kitabı olaraktan bizlerin imdadına yetişen blogger arkadaşlarım da var. Hepsi güzel bana göre. Hepsini de engin gönülle yaptıkları her paylaşımdan ötürü tebrik ediyorum açıkçası. 

Facebook, instagram, twitter...vesaire vesaire... Ben bloğa yazmanın lezzetini bulamıyorum bu mekanlarda. Blogda bir nostaljik koku var ve hiçbiri sağlamıyor bunu nedense. 

Sonuç itibariyle, uzun esler versem de,  kayboluversem, hiç gelmeyecekmiş gibi gitsem de, döner dolaşır gelir yazarım bloğuma. 

Çünkü blog yazmak gibisi yok. Gerçekten... 

Peki bu yazının şarkısı ne ola ki ? 

Hayatımın özeti üç kelimeyi barındıran şarkı tabi. Blog yazılarımın notalı hali kısaca. (Bunu yaptığı için Eddie Vedder'a ayrıca teşekkürler.)
Hani biri bana "Bilge hadi hemen şimdi çok ciddi bir laf et" dediğinde sağ profilden havalı bir bakış atıp da söyleyeceğim üç kelimenin şarkısı... 

"Eat, pray, love...Gerisini de çok umursama..."  

Selametle dostlar :) 





28 Mart 2015 Cumartesi

Oscar'ın 2015 pastası

 Son zamanlarda bloğumda yaptığım sinema paylaşımlarımın kıran girmişcesine seyrekleşmesine gösterebileceğim tek bahane:  bu konuda aşırı bir seçiciliğin gelip üzerime yapışmış olmasıdır.  Çünkü "vakit" gitgide daha da kıymetli bir şey haline geldi günümüzde malum. Eskiden oturup sinemalar.com dan rastgele seçerek film izlediğim zamanları gülerek anımsıyorum şimdilerde. Şimdi öyle mi ya ? Yaklaşık 1 buçuk 2 saatimi vereceğim filmin mutlaka beni tam manasıyla cezbeden bir hikayesi ya da ilgimi çeken bir aktör listesi olmalı. Bitiş yazısı akmaya başladığında ruhumda zangır zangır sallanan bir şeylerin olmayacağını hissettiğim yapımlara da pek şans vermiyorum açıkçası. 

Neyse Hıncal Uluç gibi kasmaya son verip filmlere geçmek gerekirse eğer, son günlerdeki izlediklerim 2015 Oscar pastasından birer dilim almış olan aşağıdaki yapımlardı... 

 "Stıll Alıce" Klasik bir biyografi filmiydi ama Jullıanne bu filmle en başarılı kadın oyuncu ödülünü kaptı Oscar'da. Alzheimer hastalığına yakalanan ünlü bir dilbilimci profesörün gerçek yaşam öyküsünden esinlenerek çekilen bu filmi hafta sonu kafa dinlemek istediğiniz bir vakitte izleyebilirsiniz. Ve böylece hayat, kariyer, ilişkiler ve aile gibi kavramları yeniden sorgulama imkanı bulabilirsiniz.
 "The Grand Budapest Hotel" 2015 Oscar'larında en iyi kostüm tasarım ödülünü alan bu filmi ben beğenmedim arkadaşlar çok net. Hikaye ve senaryo işe yaramaz ama filmin sanat yönetmenliğini beğendim diyebilirim. Oscar'ın jüri üyeleriyle hem fikiriz bu konuda :) Ha bi de filmin ödül alan şarkısını da telefonuma indirdim ve sık sık dinlemekteyim. Bu yayının sonunda o şarkıya da yer verilecektir bilginize :)  Tabi tüm bunlar yine de 2 saatinizi heba etmenize değmez, izlemeyin bu filmi.
"The theory of everythıng" Ünlü ateyiz fizikçi Hawkins amcanın gerçek yaşam öyküsünün işlendiği filmde;  genç yaşta beyni dışında tüm uzuvlarının işlevini yitirmesiyle karşı karşıya kalan bir fizikçinin her şeye rağmen çalışmalarına devam etmesi ve bu süreçteki özel hayatı anlatılıyor. Bu filmi izlerken Hawkins'in karısını yakından tanıyıp  böyle mübarek bi hatun olabildiği için kendisine hayır dualar ederken buluyorsunuz kendinizi.

Neyse işte her şey böyle :)

 Herkeslerle bir sonraki yayında görüşüp buluşmak üzere :)

Ve bu da söz verdiğim film müzüüğü işte ;)  


 

14 Mart 2015 Cumartesi

Üçü bir arada...

Satırlar  evrenine fırlatılmış, varlığını bu evrende kuş misali uçuran, uçtukça da özgürleşen herkese merhaba...

Off  girişe de bakınız...Fazla kalıp içerir zannımca :)
Gerçekten yaşlanıyor olmalıyım :P 

Bu yazımda üçü bir arada olarak sunacağım kitaplar birbiriyle son derece uyumlu içeriğe sahip olan, Semerkand yayınlarından kopma meyveler olurlar kendileri. Aslında aynı fikri savunan yayınları ardı ardına okumayı pek sevmem ben. Sürekli aynı şarkıları çalan ticari radyoları dinlemeyi sevmediğim gibi. Ama söz konusu "tasavvuf" olunca... O da çok bambaşka ve vazgeçilmez bir atmosfer olunca işler değişir :) İşte bu kitapları da ardı ardına okumamdaki hikmet budur esasen... 

Şimdi size bu kitapları neden okumanız gerektiği ile ilgili kısa kısa bilgilendirmeler yapıcam. 
Sessizlik lütfen... 

İçinde yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, pervane misali insanları etrafında sevgi ve muhabbetle toplayan tasavvuf alimlerinden günümüze süzülüp gelen özlü sözler, tavsiyeler ve öğretiler...Hepsi bu kitapta değişik konu başlıkları altında toplanmış. Aynı zamanda Semerkand dergisinin de "Hal dili" sayfasından alıntılar olan bu kıymetli nasihatleri okuyup özümsemek isteyen herkes bu kitabı Hacegan yayınlarından edinebilir.

Biz La fontaine masallarıyla büyüdük az biraz. Ama şimdiki çocuklar daha şanslı. Kültür ve inançlarımızda yer alan bir çok değerimiz hikayeleştirilerek yeniden düzenlenip çocukların huzuruna sunuluyor bu günlerde.Bazılarını biz yetişkinler de keyifle okuyabiliriz aslında. "Çölde kanat sesleri" de bu şanslardan biri işte. Hz. Adem'den sevgili Peygamberimize(s.a.v) kadar uzanan tüm anıtlaşmış tarihsel sahnelerin öykü diliyle anlatıldığı bu kitabı alıp çevrenizdeki bir gence hediye etmelisiniz mutlaka... 

Harika bir kitaptı... Batının ortasında doğup yetişmiş aktivist Hristiyan bir kadının önce İslam'la sonra da tasavvufla tanışmasını konu eden çarpıcı bir hikaye... Şemsi Tebrizi'yi hatırlıyorsunuz, Mevlana'yı.., Dergahları ve zikir ehli evliyaları mizansen edip kafanızı huzurla dumanlıyorsunuz bu kitabı okurken. Özellikle kitabın sonuna doğru... İlginç bir hikayenin gölgesinde değişimlerin aslında güzel şeylere vesile olabileceğini tecrübe etmek isterseniz bu kitabı da edinin derim mutlaka... 

Evet kitaplar böyle... 
Bu blog, gürültü yapmadan istikrarlı bir şekilde zirveye ilerleyen bir dağcı gibi düşünülebilir. Paylaşımlara uzun aralar verse de ses vermeyi ihmal etmez bloğun sahibi. 
Neden o kadar tasavvuf okuyup da yinede illa  beylik laflar eder peki bu sahip ? (dağmış, zirveymiş felam?) 
Bilmem, kanında bir beylik kanı olabilir belkide :P :) 

Bir dahaki paylaşımda görüşelim canlar ;) 


22 Şubat 2015 Pazar

Ciciler felam...

Size daha önce de söylediğim gibi son günlerdeki yeni tutkum, "otantik takı tasarımı"
Ne trend bi' söylem dimi şu ?
"Son günlerdeki tutkum" yani... Sanki bazı tutkulardan bazı tutkuların kucağına savruluyormuşuz gibi...
Esasen de biraz öyleyiz aslına bakarsınız :) Tutkularımız, coşku ve mutluluk katsın hayatımıza ama yaşam amacımızı unutturmasın rotamızdan saptırmasın ömür boyu inşaallah diyeyim yine de ben...
Neyse ya , felsefe kasamam bu yazımda çünkü bu kurdelalı cicili bicili bir hatun yazısıdır an itibariyle !

Blog dünyası kendi imalatım olan ve satışa sunduğum otantik takı tasarımlarımdan mahrum kalmasın maazallah  diye  bloğumda ara sıra takılarımı tanıtacağım sizlere bundan böyle :) Hatta tembellik etmezsem yan panele de bir "otantik takı tasarımlarım" başlığı da  açabilirim ileriki günlerde kimbilir. Yaparım ederim :)

Kendi imalatım olan takılarımın birer ismi de var ve sosyal ağlarda paylaşırken mutlaka bu isimlerini de yazıyorum açıklama kısmına. Çünkü sahibiyle özdeşleşecek bu isimleri bilmesi gerek satın alacak kişilerin dimi ama ? :) Şu anda da fotolarının altına bu açıklama yazılarını da ekliyorum sizler için :)
Yea ben bu işi seviyorumm !

 Yanar dönerli kumaş üzerine çalıştığım bu bilekliğe "Karmen'in bilekliği" adını koyduk efem. Evet bundan sonra bütün çalışmalarımın bir adı sanı olacak Allah'ın izniyle. Bunlardan bazıları okuduğum kitaplardan bazıları da hayal dünyamdan kopup gelen isimler...Bu bilekliğime İspanyol kızlarından esinlenerek bu ismi koydum. Onlar geleneksel kıyafetlerinde dantelsiz yapamazlar bilirsiniz. 
smile ifade simgesi
 Takı olayında avize gibi dolaşmayı seven kadınlar tamamen hedef kitlemin dışında. Takı bana göre sempati ve zerafet ikilisinden örülü bi aksesuardır ve estetik olması için illa şangırdaması da gereksiz bir şeydir. Ben böyle düşünen kadınlar için takı imal etmeye devam ediyorum.Bu modelin adı da "Rozi nin bilekliği"
smile ifade simgesi 

Kadife üzerine iğne oyası bileklik.Bu modelin adı "Saraylı kızın bilekliği" Kendi tarzını bulmak isteyen buraya gelsin.Dandirik plastiklere daha fazla öderim diyenler de moneyleriyle vedalaşsın... 

Tanıtım yazılarım biraz abzürt ama ben de öyleyim napalım bunu herkes bilir :) 
Tasarımlarımı 3 er  3 er paylaşıyorum çünkü 3 iyidir :) Şimdilik bilekliklerle başladım ama yelpaze genişleyecek sanıyorum önümüzdeki günlerde... 

Ve yine naftalinli bir şarkıyla veda etmek gerekirse bu kez tercihim şudur... Hoeebaa !! :)) 





Affetmem valla ona göre  !

Görüşmek üzere blogcanlar ! :)


8 Şubat 2015 Pazar

Nostaljik şişe

Bakıyorum şu tarihe en son 20 Ocak ta yazmışım ama bana göre sanki yıllardır yazmamışım gibi özlemişim bloğumu :) Artık anladım ki ben bu bloğu asla kapatamıcam sanırım :) Neyse kapatma gibi bi derdim de yok zaten... 

Genelde olduğu gibi şu aralar da yine çok yoğunum dostlar. Gano excel girdi hayatıma ve yeni insanlar yeni ortamlar da beraberinde... :)  Gano excel de nedir diyenler olursa Google amcaya bi soruversinler, yine de detay isteyen olursa ben de yardımcı olurum tabi :) Ve de Pinterest hanım teyzeyle de akraba olmak üzereyiz şu ara. Tabi bununla birlikte ben de geri dönüşüm işlerine bir el attım ki sormayın gitsin. Gelsin yeni ev dekorları, takılar ve bir sürü ıvır zıvır ciciler... Takı demişken önümüzdeki günlerde kendi imal edip satışa sunduğum takılarım çok yakında bloğumda haberiniz olsun :) 

Şimdilik altta gördüğünüz eski cam şişenin değişimine ait fotoyla idare edin. Eski dantellerle süslediğim yeşil nostaljik cam şişe, bugünlerde evimizdeki ilgi odağının tam merkezinde. Daha planlarımda neler var neler ama :) Yeter ki Mevla sağlık sıhhat afiyet versin inşaallah :)


Kırtasiyeden aldığım kuvvetli bir yapıştırıcı ile monte ettiğim eski dantellerin üzerine krem bir kurdela ile cilasını yapınca hoş bir ev dekoruna kavuştum. Ayrıca kapağına da yaptığım eklemelerle mutfakta sağlıklı bir saklama kabı olarak da kullanılmasına kapı aralamış oldum. Boş şişeleri ve eski dantelleri olanlara söz konusu kombinasyon ısrarla tavsiyemdir...

Ve kapanışta nostaljik şişeye nostaljik bir şarkıyla eşlik edeyim tam olsun bari. Canımın içi bir cana dinlettiğimde "Bilge resmen şarkıdan naftalin kokuları yükseliyor" deyip de beni kopardığı şarkıdır hani bu :) 

Dinleyin bakim şunu plz :) 




Benden haberler şimdilik bu kadar blogcanlarım.Çok uzatmadan dönüp gelip size takı tasarımlarımı anlatıcam kaybolmayın bi yere tamam mı ?

Hadi gittim ben :)