08 Temmuz 2009 Çarşamba

Üzüntüsüz yaşanır mı?



Az önce mailime gelen bir alıntıyı paylaşmak istiyorum sizlerle...Bana ilaç gibi geldi,içinizde gönlü kırıklar varsa okusun sonuna kadar yoksa bile okuyun gönül bu, kırılmamak için garantisi yok...Ben tavsiyeye uyup yaralı gönül aramaya başladım bile :)

Hayat, bakış açısından ibarettir.
Üzüntümüz de, sevincimiz de hayata baktığımız pencereye göre değişir.
Sahi, siz hayata hangi pencereden ve ne açıdan bakıyorsunuz?
Eğer mutlu değilseniz, hayata baktığınız pencereyi değiştiriniz.
Üzüntülerden kurtulamıyor ve sürekli sıkıntıların kıskacında eziliyorsanız, hayata bakış açınızı hemen değiştiriniz.
Tanıdığım öyle insanlar vardır ki, hayata daima olumsuzluk penceresinden bakar. Hep kötüyü, eksiği, bozuğu görürler. Böylece içlerinde, sürekli olumsuzluğu biriktirmiş olurlar.
Onlara göre herşey, her zaman kötüdür. Hayat felaketlere gebedir. İnsanlar gittikçe kötüleşmekte ve insanlıktan çıkmaktadır.
Her insanı bir kötülük odağı olarak gören böyle birinin, üzüntüden kurtulabilmesi ve mutluluğu yakalaması mümkün müdür?
Herkesten ve her şeyden daima kötülük bekleyen bir insanın, huzurlu olması imkânsızdır. Çünkü ona hiç kimseden zarar gelmese de, içindeki bu kötülük beklentisi ona kötülük olarak yeter de artar.
Aslında, "Herkes kötü" diyen kendi kötülüğünü göstermiş olmaz mı?
Beklentileri hep olumsuz olan, biraz da kendi iç dünyasını göstermiş olmaz mı?
Zira kötülüğü bekleyen, onun yapılabilir olduğunu düşünendir.
Kendisini hep iyiliğe ayarlamış olan, herkesi de kendisi gibi bilir. Bu sebeble de kötülük beklentisi sınırlıdır. Hatta her geceyi Kadir, her rastladığı kişiyi de Hızır sanır. Gördüğü düşü hayra yorar. İyilik ve güzellik yorumu mümkün oldukça, kötülüğü hayaline bile getirmez. Kötülere karşı bile, kötüleşmeyi asla düşünmez.
Kötülere sadece acır.
Onlara da yardıma hazırdır.
Dünyada kötü ve kötülük kalmasın diye hep duadadır.
Gözü, bardağın dolu yanındadır.
Olumluyu görür, anlatır...
Olumlu bakmak, uyumlu olmaktır.
Olumluyu gören, söyleyen, öven; olumlu halleri çoğaltandır.
İç dünyasındaki olumluluk hali, bakış açısını oluşturur. Zira "Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır."
Hayata olumluluk penceresinden bakan, hep iyi dileklerde bulunur. İyilik temennisi iyidir. Önce sahibini iyileştirir. Evvela dilek sahibinin içini iyileştirir. Bu sebepledir ki, iyilik dileyen iyilik bulur.

ÇÜNKÜ DİLEKLER DUALAŞIR DUALAR GERÇEKLEŞİR
Çünkü dilekler dualaşır, dualar gerçekleşir.
Yüce Yaratıcı bu âlemde öyle bir gönül sistemi kurmuştur ki, iyi olmak için, iyiliği herkes için istemek gerekiyor. Sadece kendi iyiliğini isteyen benciller, bunu asla başaramazlar.
Bilge hükümdar, bencil miskinlerle, gönül ehli dervişler arasındaki farkı ortaya koymak için, şöyle bir deneme yaptırmış:
Tembelhanelerden topladığı bencil kişileri bir araya getirtmiş ve gün boyu aç bıraktırmış... Sonra da kocaman bir çorba kazanını ortalarına koydurtmuş... Miskin benciller hemen hırsla kaşıklara saldırmışlar. Kocaman kaşıkları çorba kazanına daldırmışlar. Ancak çorba dolu kaşıkları ağızlarına götürememişler. Çünkü kaşıkların sapı neredeyse bir metreye yakınmış. Bu sebeble çorba dolu kaşıkları ağızlarına götürememişler. Yiyemedikleri çorba üstlerine başlarına dökülmüş, çorba kazanına düşmüşe dönmüşler, perişan olmuşlar, aç kalmışlar...

* * *
Bencil miskinlerden sonra, dervişler getirilmiş. Aynı şekilde, gün boyu aç kalmış olan bu fakir insanlar, görünüş itibariyle öncekilere benziyormuş ama gönül bakımından apayrı ve bambaşka imişler...
Çorba kazanının etrafına oturmuşlar sükûnetle... Bir kazana bakmışlar, bir de ellerine verilmiş olan uzun saplı kaşıklara... Sonra da bir güzel karınlarını doyurmuş, açlıklarını gidermişler. O uzun saplı kaşıklara rağmen aç kalmamışlar. Çünkü birbirlerini doyurmuşlar. Herkes kendi kaşığını karşısında oturan arkadaşının ağzına uzatıvermiş...
Böylece, karşısındakini fark etmenin, görmenin ve düşünmenin, yani bencil olmamanın faydasını görmüşler.

HAYATA BEN PENCERESİNDEN BAKANLAR
Hayata, "Ben penceresi"nden bakan başkasını göremez. Görse de hali ile hallenemez. Netice olarak da bencillikten kurtulamaz.
Güzeller Güzeli Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi bu bencillikten kurtarmak için, bir dua kardeşliğine çağırıyor. Buyuruyor ki;
"Günahsız ağızla dua ederseniz, Allah kabul eder".
Sahabe–i Kiram merak edip sormuşlar:
"–Ey Allah'ın Elçisi! Kimin ağzı günahsızdır ki?.."
"–Senin ağzın kardeşin için, kardeşininki de senin için günahsızdır."
Öyleyse, din kardeşleri birbirleri için dua ederek, kabul edilecek duayı bulacaklardır.
Bu hal. Dualarda buluşmaktır.
Dua kardeşliğinde bir ve beraber olmaktır.
Bir başka deyişle, hayata bencillik penceresinden değil, kardeşlik penceresinden bakmaktır.

UNUTMA EKTİĞİNİ BİÇERSİN
Bir insanın başkalarına ciddi olarak dua etmesi için, onları önemsemesi ve sevmesi gerekir. Başkasını önemseyen ve seven bir gönül, sevilecek kıvamda bir insan olmuş demektir.
Bu gerçek bize gösteriyor ki, bu hayatta verdiğimizi alırız.
Sunduğumuz bize sunulur.
Ektiğimizi biçeriz.
Öteki için dilediğimiz şey, gelir bulur bizi...
Hazreti Mevlana der ki:
“Dağ bile, sesine ses verir.”
Ya insan...
Senin sesini, dileğini, duanı, sunduğun güzelliği sana yansıtmaz mı?

* * *
Bu dünyada yapılmış olan ne iyilik kaybolur, ne de kötülük... İyilik de, kötülük de karşılığını mutlaka bulur. Bu yüzden atalarımız, "İyilik yap, denize at, balık bilmezse, Halık (Yaratıcı) bilir" demişlerdir.
Yine bu yüzden, karşılığını bulamadığımız iyiliklerden dolayı da üzülmeyiz. Çünkü her şeyi görüp gözeten Yüceler Yücesi Rabbimiz, ne kadar küçük de olsa, yapılan hiçbir şeyin karşılıksız kalmayacağını Kur'an'da bildiriyor.

İYİLİKLER SAHİBİNİN KARŞISINA ÇIKAR
Yaptığımız iyilik, nerede, nasıl karşımıza çıkacaktır bilinmez.
Kurtulduğumuz tehlikelerden sonra söylenen şu cümle, bu açıdan çok anlamlıdır:
"–Verilmiş sadakanız varmış..."
Ancak bu sadaka, sadece fakire verilen para değildir. İhtiyaç sahibine sunulan bilgidir, sevgidir, maddi, ya da manevi bir yardımdır.
Gündemine başkasını alabilen, derdiyle dertlenebilen ve ona çözüm sunabilen bir yürek, sıkılmaz, üzülmez, mutsuz olmaz. Çünkü böyle bir yürek, geniştir, kocamandır.
Sadece "ben" diyenin bakış açısı dardır.
Çoğu zaman, kendi başınalığı, yalnızlığı ve kimsesizliği ile baş başa kalır.
Bu hakikati Atalarımız ne güzel ifade etmişler:
"–Peyniri yalnız yiyen, kendiri dişiyle çeker!"
Bencilliği sebebiyle böylesine yalnız kalanların, malı mülkü arttıkça yükü çoğalır, darlığı, daha da artar.
Bu sebeple dargınlaşır, kavgalaşır ve ruhca aşınır, nefisce de kalınlaşırlar. Yani üzüntünün ve can sıkıntısının kör kuyusuna düşer. .

Vehbi Vakkasoğlu

04 Temmuz 2009 Cumartesi

Pas vermediğim arkadaşım ...



Annemlere öğrenci kiracıları bırakmış onu.Okul dönemi arkadaşlık etmiş sonra da tatil vakti gelince ne yapacaklarını bilemedikleri bir fazlalık durumuna düşmüş zavallı Çağdaş.İsmi Çağdaş.Ona bu ismi eşimle birlikte verdik.İçimizden öyle geldi...Annemler bize emanet edince onu burda dükkanın önüde beslemeye karar verdik.Küçük bir yer ayarladık.İlk günler gelip giden çocukların ve bizim ilgi odağımız oldu bu minik su kaplumbağası.



İlgiye o kadar alıştı ki,pas vermediğim en ufak zaman diliminin ardından ne zaman baksam köşedeki kırmızı çiçek altına gömülmüş buluyordum onu.Oraya girip kafasını dışarı çıkarmıyordu saatlerce.



Çağdaş,ekmek kırıklarıyla besleniyor.Aslında yemi de var ama ben ekmek kırığıyla beslemeyi daha çok seviyorum.Saniyenin nerdeyse onda biri hızla ekmek kırığını miğdeye indirmesine bakılırsa o da bunu tercih ediyor.Fotolamayı beceremedim çok hızlı yediği için.Ama beslenme konusu aramızın açılmasına sebep oldu malesef.(Bkz.yazının devamı)



Ona ilgim serin bir akşamüstü son buldu.Kelebeğin biri Çağdaş'ın havuzunun kenarındaydı,Çağdaş sinsice yaklaşıp minik kelebeği ağzına aldı ve kelebeğin çırpınışlarına aldırmadan miğdeye indirdi.O an ona içimdekileri yüksek sesle söylemişim:
"Çağdaş ayıp yaptığın ya ne istedin zavallı kelebekten.Seninle olayım bitti beni anladın mı şimdi !!"
Babam gülünce kendime geldim.
Hayatın kanunu bu bir canlının yaşamının devamı için diğerinin ki son bulabiliyor bazen.Ama yine de küsüm o günden beri Çağdaşa.Aldığı ilgi minik çocuklarınkinden ileri gidemiyor.Suyunu da artık babam değiştiriyor...

Bana ne,kelebeği yerken düşünseydi :((

01 Temmuz 2009 Çarşamba

Anemon Otel


Geçtiğimiz dönem finallere girmek için bir haftasonu Aydın merkez de konaklamamız gerekiyordu.Dedikoducu akrabalar dışında bir alternatif olmadığı için otelde konaklamayı tercih ettik.Eşim Anemon oteli seçmiş ben sınavdayken.Aydın-Muğla karayolu üzerinde Anemon Otel.



Hijyen ve düzen gerçekten 10 numaraydı.



Akşam yemeğinde Anemon kebap ve nar ekşili hellim salatası sipariş ettik.Hellim salatasına bayıldık fakat anemon kebabını pek fazla tutmadık.Patatesin rendelendikten sonra kızartılması fikri çok parlak değildi açıkçası...Ama hellim peyniri lezzeti harikaydı.



Otel lobisinde eski Aydına ait bir tablo...Zaman mekanlara nasıl tezahür etmiş onu anlatıyor bize...

28 Haziran 2009 Pazar

Kolbil...




Biraz boncuk, biraz yün,lastikli misina ve biraz boş vakit...Hepsi bir araya gelince alttaki "kolbil" meyydana geldi.Kolbil mi ne?Ben buldum bu ismi ister kolye ister bilezik olarak ta kullanabilirsin çünkü alttakini.Dilenirse aralara nazar boncuğu da serpiştirilebilir.Bu çiçekli yün motifleri de çok seviyorum dağa taşa ekliyorum.
En sonki eklendikleri yer kolbildi :))

27 Haziran 2009 Cumartesi

Nillllll !!

Bazı insanlar yaptıklarını içine sindirmek istiyor,dış alem en son sıraya düşüyor dikkate almak için...Onlar için gerçek başarı yüreklerini memnun etmek...Böyle bir performas ta milyonların yüreğini fethediyor eşzamanlı olarak... Nil bunu yapanlardan biri bana göre.Bugün gazetelerden birinin haftasonu ekine verdiği röportajda: mutluluğun yolunun basitlik ve sadelikten geçtiğine inandığını,günlük hayatın hızı içinde kaybolmak istemediği için giderek daha fazla yavaşladığını anlatmış.(Bkz.Zaman-Cumartesi eki)Sizce de esaslı bir tektaşı haketmiyor mu bu hatun?

Yeni albümü "Nil in kıyısında"(Henüz almadım)içinde harika parçalar var.En sevdiğim şarkılarından birini alta ekledim.

İzleyin,dinleyin ,pozitif enerjiyle dolun dostlar...

Sanatçı diyor ki :

Seviyorum sevmiyorum kaç yaprak var bilmiyorum
Ben seni kopardım attım kendimi toparlıyorum...
Var mı şimdi başka biri? Onu bana benzettin mi ?
Ne yaparsan O ben olmaz,parçaları sana uymaz !


Gerisini kendinden dinleyin,


http://video.google.com/videoplay?docid=-919134956981241439

25 Haziran 2009 Perşembe

Tazekahve de "Kahve Molası" !

Yeni bir yer keşfettik geçenlerde.Yaşadığımız ilçenin vadiye bakan yüzünde serin rüzgarların da uğrak yeri Kahve Molası.Taşındığımızda akşamları kendimizi atabileceğimiz bir mekan ararken otantik ahşap yapısı ve el ayak altından uzak olmasıyla ilgimizi çekmişti.Bir kere gittikten sonra da vazgeçemedik... Güleryüz ve samimiyetleriyle evimizde hissettiren çalışanları ise işletme için büyük şans gerçekten... Kahvenin binbir hali ile tanışabileceğiniz bir mekan olması adı ile aşikar...Kakuleli,damla sakızlı v.s.Eşim ve benim favorim damla sakızlı sade kahve...(Foto, gece olması itibariyle karanlık çıktı biraz ama kahvedeki köpük oranı gerçekten tatminkar ölçüde, emin olabilirsiniz:))
Bu da benim dün akşamki siparişimdi...Eşimle akşam yemeklerini hayatımızdan çıkartma gibi kahramanca bir karar aldık ama laf aramızda ben gecenin ilerleyen saatlerinde dayanamayıp kaşarlı tost siparişi yada makarna ısıtıp yeme gibi v.s. şeylerle yiğitliği yere seriyorum çoğu zaman :)Tost olayında Kahve Molasını göklere çıkaramayacağım malesef ama diğer artılar bunu görmezden gelmeme yetti:)
Kaliteli müziğinin de altını çizmeliyim...Nostaljik bir radyo yayını ile Kahve Molasında 80 lere ve 90 lara ait hit şarkıları her daim dinleyebilirsiniz.Günümüzden de şarkılar yer alıyor tabi sık sık.Ama hep kaliteli ve rahatsız edici gürültülü şarkılardan uzak müzik var burda...

İşte Tazekahve de Kahve Molası nı tanıdınız...Sevgiler herkese...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Hanım dilendili peçetelik...

"Bişeyler yapmalıyım,böle oturursam kafayı yerim"krizimin tuttuğu bir zamanda elime aldım iki renk yünü Derya nın sık sık yaptığı "hanım dilendi bey beğendi" motifine başladım.İnsanın içindeki feminist külleri ateşleyen bu isme de hiç ısınamadığımı düşündüm bi yandan.Hanım dilendi bey beğendi ...Hanım neden dileniyo?Hadi dilendi bey bu trajediyi neden sempatik bulup beğeniyo?Bi takım iç gıcıklayıcı sorularla motifi kağıt peçete büyüklüğünden 15-20 cm daha geniş olacak şekilde büyüttüm.Köşe kenarlarını karşılıklı dikerek tabak halini aldırdım.Ve birleştirdiğim kısımların üzerlerine artık yünlerden çiçekler ve yapraklar diktim.Peçeteliğim hazırdı.Aslında irice bir taşı yıkayıp örgüyle kaplayarak peçetelerin üzerine koymayı da düşünmüştüm.Ama sonra vazgeçtim.İstediğim gibi bir taş bulunca yapıcam ama inş.

Şimdilik son hali aşağıdaki gibi...

Bey ister beyensin ister beyenmesin ;O nun paşa gönlü için uğraşmıyoruz burda...

Ama hanım dilenmesin,çalışsın kazansın dimi ama...