18 Kasım 2014 Salı

Buried

Yaklaşık iki haftalık bir aradan sonra tekrar merhaba herkese... Epeydir sinema yapmadığımı fark ederek ani bir reaksiyonla en son izlediğim filmleri peşi sıra tanıtmak istedim bu akşam. 
Hey siz ordakiler ! Bu filmleri paylaşıyorum anlatıyorum bıdı bıdı dakikalarımı harcıyorum bakın, inşaallah tavsiyelerimi dikkate alıp bir duayenin potansiyelinden faydalanmayı başarıyorsunuzdur. 
Neyse, ukalalık istemez diyenlere şöyle bir imalı bakıp filmlere geçiyorum o halde :) 


2007/ABD yapımı... Stephen King yazmış o kadar diyeyim. Yani fazlasıyla acayip canlılar, kanlı sahneler, fantastik öğeler mevcut. Ha bir de dini sömürünün hicvedildiği mesaj içerikli kısımlar mevcut ki eğer izleyip görüş bildirmek isteyen olursa seve seve okumak isterim. Onun dışında film üzücü bir sürprizle bitiyor ama final müziğine bayıldım. O müziğe bile o son katlanılırdı yani o derece.
Kısaca The Mıst (Öldüren sis) böyle dostlar... 


2010/ABD, Fransa,İspanya ortak yapımı bir film Buried (Toprak altında). Irak'a yük götürme aşamasında teröristler tarafından kaçırılıp toprağın altındaki tabut ebatlarında bir yere kapatılan Amerikan vatandaşının neler yapabileceğini ele alan heyecanlı bir senaryo.Ve o sürpriz son bu film için de geçerli. Tavsiye ederim dostlar...



Ve tüm bu gerilim türlerin üzerine tatlı niyetine bir şeyler izlemek isteyen olursa.... Diye başlamak olası tabi bu filmi tanıtırken. Ama bana göre tam bir vakit kaybı. Eksenimin kaydığı bir akşam öylesine izleme kararı alıverdiğim bir filmdir kendisi. Ekseninizin kaydığı vakitler olur mu sizin de ? Hani "ne yapsam olmuyor bu dünyanın çivisi çıkmış yea." diye düşündüğünüz vakitler ? İşte o vakitlerde yapmayı alışkanlık haline getirmemiş olduğunuz şeyleri yapmak isteyebiliyorsunuz. Benim de öyle bir gecemdi işte.  Neyse film tanıtıyorduk. Eştın'la Kemırın Lasvegas'ta şans eseri evlenirler ve olaylar gelişir. Fotoda da Kemırın Eştın'a tuvalet kullanmayı öğretiyor.İşte burda da size "What Happens in Vegas" (Burada olan burada kalır) filmini tanıttım dostlar. 

Her şey gönlünüzce gidiyor mu peki şu günlerde ? 

Gitmeyecek. 

Ama bunu nasıl algıladığınız çok önemli. Bilin ki aslında her şey fazlasıyla yolunda... 

Görüşmek üzere blog alemi. 

Hayır bir dahaki yazı için bu kadar uzun ara vermeyi düşünmüyorum. Yani inşaallah :) 

1 Kasım 2014 Cumartesi

Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç !

Demirkıran'ı ilk kez Antalya'da bir otelin konferans salonunda tanımıştım. 

Yaklaşık 200 kişinin üzerinde insanın katılım gösterdiği bir bayi toplantısının motivasyoncu abisi olarak ayarlanmış, davet edilmişti kendisi. 

İşte biz de orda ıvır zıvır işlerle arka planda koşturup dururken, bu abimizin konuşma öncesinde kollarını bağlamış ve etrafa çemkirir vaziyetteki  memnuniyetsizliğini fark ettim bi ara. Kimdir diye sorduğumda arkadaşlarım tanıttı kendisini. Bir şeylerden şikayet eder gibi bir hali vardı ama şimdi konuyu tam hatırlayamıyorum. İçimden geçen şey şuydu sanki o an : "Adam daha kendini motive edememiş, bizi nasıl motive edecek acaba ?" 

Neyse saatler ilerledi... Konuşmaya başladı Demirkıran, salonun tansiyonunu istediği kıvama getirdiğinde hepimiz hipnotize olmuş gibi dinliyorduk.Gerek vücut dilini gerekse diksiyonunu o kadar etkin kullanmıştı ki "Sen iste sahip, biz yapalım " haline gelmiştik (patronlarımız dahil olmak üzere) hepimiz. Ön yargım nedeniyle kendime şöyle bi bakış attığım nadir zamanlardandır hani o an... 

Tabi sonrasında, kitaplarına kayıtsız kalamadım bu beyefendinin. Fırsat buldukça okumaya çalıştım. Orjinal bir kafa O'nunki. Hani sünnet çizgisine ters düşmeme gayreti de gözümden kaçmıyor aslına bakılırsa. 

Face sayfasında kadınlar üzerine bir kitap yazacağını duyunca, alıp okunur bu kitap dedim haliyle... 

"Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç"

Bu kitabı okurken ki hislerim aynen şu ritimdeydi :

-Hönk ! Abi bu ne ya ! Çok sert üslup be !

-Hmm.. haklı.. hemcinsler yapar bunu hep.

-O da ne ?  Bunu ben yapıyor muyum ?

-Sert ama sert. Bu kadar da söylenmez hatun kişilere ama.

-Ya şimdi bu adam bu kadar ağır konuşmasa kulak asar mı acaba benim millet ?

-Ha ha.. Burda resmen bizim "Kezban" ı  anlatmış bak.

İşte bunun gibi gidip gelmeler eşliğinde bitti gitti bu kitap. Ama son his neydi diye sorarsanız...Kitabı bitirip kitaplığımın okunanlar köşesine yerleştirirken ki son his yani...

Okumalı hemcinslerim bunu;  genç kızlar okumalı, yeni evli hatunlar okumalı, orta yaş bunalımındakiler şöyle bi göz atmalı... 
Can kulağı açılmalı da dinlenmeli, kabuk bağlamış içten içe kanayan yaralar o gizli kuytularda bulunmalı ortaya çıkarılmalı, pansumanları yapılmalı, yenilerinin açılmasına engel olunmalı. Her şey tıkırında sandığımız konulardaki arızlarımız bulunmalı onarımları yapılmalı...
Bir kitapla olur mu bunların hepsi ? Güzel bir başlangıç olabilir en azından...

Velhasıl benim kabileye tavsiyedir dostlar, hatta karşı cins abilerimize bile  ;) 

Herkeslere sevgiler, selametlikler... 


30 Ekim 2014 Perşembe

Kadın üzerine...


İnsan hayatı hatalar ve tecrübelerden örülü bir yol gibi...
Bu söyleme yabancı değiliz hiç değil mi ?

Özellikle kadın bünyesi, "aldanma ve hata yapma" konusunda ihtisas sahibi bir varlık özelliğini korumuş her dönem...

En akıllımızdan en hayalperestimize kadar hepimizin muhakkak tecrübeleri var bu konuda. 

Bu konuda acı hatıralarla avuçlarımıza konulmuş olan doktrinleri alıp başımıza koyduk ve karınca adımlarıyla da olsa değişerek olgunlaşarak yolumuza devama koyulduk. 

Ama... 

Ama hepsi bu kadar mı ?

Olmamalı... İnsan, özellikle de kırılıp incinmeye en müsait olan "kadın", cömertçe paylaşmalı bildiklerini. Ardından gelenlerin acı hatıraları olmasın diye çalışmalı ve anlatmalı doğruları. 
Köşeye çekilmemeli...


Şimdi bu aldatma ve aldanma mevzusuna gelirsek; bu hikayede kazandım sanan hep kaybedendir. Kaybetmiş gibi görünen de hep uzun vadede kazanan. O yüzden üzülmesin hiç kimse. Çünkü tüm olup biten berbat bir derste öğrenilen hayati şeylerdir aslında...Ve herkesin hesap vereceği bir gün mutlaka gelecektir. Yine de "aldanmış" diye adlandırılanlar bu dersi ücretsiz sunma ferasetini gösterirlerse eğer, daha kolay barışırlar hatalarıyla. Bu da bir dip not olsun hemcinslerime...

Peki bu konu nerden geldi gündeme şimdi Bilge ? diye soranlarınız olursa...

Şu dönem okuduğum  "Kadın ve hataları" üzerine yazılmış elimdeki bir  kitap diye cevaplandırırım ben de.

Yakında paylaşıcam inşaallah sizlerle :)


Görüşmek üzere... 

21 Ekim 2014 Salı

Şu Çılgın Türkler

Popüler kitaplara karşı bi ön yargım var... Bu kitap da bir zamanların çok konuşulan bir kitabı olduğu için ısrarla okunmayacaklar listemdeydi yakın bir tarihe kadar... 
Ne var ki arkadaşımın taşınırken bana bıraktığı kitaplar arasında bunu da görünce anladım ki artık tanışmamız kaçınılmaz oldu. 
Türklük Kürtlük gibi ırkçılık söylemleri beni bozar, yakın tanıyanlarım bunu çok iyi bilir. Belki kitabın beni çekmemesindeki asıl neden buydu. Ayrıca çevremde pek çılgın Türk de göremedim hiç oldum olası. En çılgın Türk olarak kendimi gördüm hep nedense. 
Neyse geyik bir yana. 
Kitap yakın tarihimizdeki kurtuluş mücadelesini kronolojik sıraya uygun olarak adım adım ele almış. Oldukça epik  bir dille yazılmış. Fazlasıyla mesaj kaygısı gözlemledim anlatımda. Bazı tarihi olayların tek taraflı bakış açısıyla ne denli köpürtülebildiğini bu kitabı okurken çok iyi tecrübe ediyorsunuz. Her şeye rağmen yorgun atalarımın kurtluş mücadelesi aşamasında ne denli özverili hizmet ettiklerini hatırladığım bazı satırlarda ben de her Türk gibi coşkuya kapıldım. Yer yer dokunsalar ağlayacak duruma geldiğim bölümler de olmuştur.
Ama amaa...

Bir milletin manevi dokusu anlatılırken "sıkma başlar", "yobazlar" gibi  hoş olmayan tanımların bu kitapta yer almamasını tercih ederdim yine de. 
Diğer yandan tarihi şahsiyetlerin değerlendirilmesindeki yanlı tavrı göz ardı ediyorum... O zaten başlı başına tartışma konusu... 

Neyse efendim... Kitap kurtuluş savaşı dönemindeki zafer ve mağlubiyetlerimizin hatırlanması açısından okunabilir yine de. 


Buralardayım canlar ben... :)

Herkese sevgiler... 

9 Ekim 2014 Perşembe

e-gurme ! e- gurme ! :)

Şimdi size hiç acımasaydım ben ne yapardım ? 

e-gurme'nin bayram için bana gönderdiği kahveleri 80 lerdeki klişe reklam ağızlarıyla ballandıra ballandıra anlatırdım.

Başka ne yapardım ?

Gidip şurdan kendinize hemen bir kahve siparişi vermezseniz eğer, dünyanın en avam insanları olursunuz diye süblimalden yardırırdım haberiniz dahi olmadan :) 

Daha daha ?

e-gurme'nin gönderdiği French Press zamazingosu ile hazırladığım Black Harman'ın içimiyle uçtuğum alemleri bir bir anlatır, aynı harmanı sipariş ettirmeden sizi bu blogdan bir adım bile uzağa bırakmazdım... 

Yapar mıydım ? 

Evet yapardım :)

Yapıyor muyum ?

Hayır tabiki ! 



Ama yine de "içmelisiniz bu kahveyi !" demeden nasıl kapatırım bu yayını ?

Ve teşekkürler sevgili e-gurme ! 

Sevgiler de olsun ayrıca herkese :) 

Not:  Badem şekerlerini e-gurme göndermedi hayır. Onlar yeğenlerimden. 
Bilmiyorum mesajı aldın mı e-gurme ?

2 Ekim 2014 Perşembe

Wonderful life ! Ve iyi bayramlar !

Ben bir bayram yazısı yazmalıyım ama aklıma hiç bir şey gelmiyor.

Bayramlar güzeldir, ama güzel insanlarla her gün bayram gibi geçer.

Şu sıralar çok mutluyum elhamdülillah... :)

Herkesin ama herkeslerin de mutlu olmasını istiyorum, dua ediyorum :) 

Rabbim gafletten uzak daha da mutluluklar nasip etsin hepimize hem bu dünyada hem ahirette inşaallah.

Herkese iyi bayramlar diliyorum. Bu kurban bayramının bizler için Rabbimizle yakınlık kurma noktasında milat, kestiğimiz kurbanlarımızın da ilahi rızaya güzel birer vasıta olmasını diliyorum gerçekten.

Hayatımızı bayrama çevirenlerimiz de hiç eksik olmasın yanımızdan inşaallah.

Çünkü hayat böyle harika !

Tıpkı şu şarkının da dediği gibi değil mi ;) 

22 Eylül 2014 Pazartesi

Manzara

Hani hayatı hep bir tepeye tırmanış psikolojisiyle yaşıyoruz ya biz ?

Hani çıkıversek şu tepeye, tırmanıversek... arkası yeşil çimenlik sanıyoruz ya ?

Hani hiç usanmıyoruz ya tırmanmaktan, etrafı seyretmeyi unutuyoruz  ya hep hani ?

Oysa manzara çok güzel !

Dönüp arkamıza bi etrafa bakalım hadi :)




Buralardayım tabiki, kaybolur muyum hiç :)