29 Ocak 2016 Cuma

Seçmece atarlarım...

Yine bloğun bi tozunu alayım diyerek gelip bir köşede oturup kaldığım akşamlardan biri...

Madem aylar sonra bloğa uğrayıp yine hemencecik çıkamamışım geri;  o zaman ben yine atarlarımdan ortaya serpme bir servis yapıp gideyim ne dersiniz ? Ne diyeceksiniz ki, okuyacaksınız tabi. 
Önceki postlarımı okuyanların aklından geçen "Yahu şu kahveci blogcu da ne atarlı çıktı be!" düşüncesine mukabil diyorum ki:  Merak etmeyin bu atarların en az yedi katını kendime yapıyorum ben her gün. O yüzden topluma da saydırmaya sonuna kadar hakkım var bence. 

Ya neyse, Ey insanlık ! diyerek başlamak istiyorum. Ya da;  Ey amcalar, teyzeler, abiler, ablalar, eş dost vesairesi... 

Ey X !

Birileri mutlu olunca mutsuz olma ! Mutluluğunu anlatan birine karşı oturup dururken içinde fırtınalar kopmasın. Eğer bu oluyorsa kalbin hasta demektir, acilen tedavisine bak ! 

Karşındakinin içinde derin bir üzüntü varken ona abartıyla mutluluğunu anlatıp durma. Veya aptalca şakalar yapıp aranıza buz yığınları doldurma. Akıllı ol ki sevilesin... 

Herkesin tek tip olması içgüdüsünden kurtul. Farklılıkları sınıflandırma aracı olarak kullanma. Tam tersine genel kültür dağarcığına bir parça daha atabilmek hevesiyle insanların farklılıklarını özenle biriktir.

Dindar insanlarla dalga geçme. Görünmeze inanan insanın derinlikli bir kalbi vardır ve değerlidir o kalp. 

Dinsiz insanları yadırgama, inanıyorsan araştır öğren ve anlat... 

Semboller üzerinden hüküm verme, sen kendi sembolünü oluştur ve en güzeli ol. 

Kalıplaşmış hayat profillerine takılıp kalma. Madem hayata bir kere geldin, neyi nasıl yapmak istiyorsan öyle yap. Etrafındakinlerin istedikleri ya da dayattıkları gibi değil...

Tasavvufa ilgi duy... Yer yüzü yatağın, yıldızlar yorganın olsun istiyorsan bu tasavvufla mümkün.

Mükellef isen, mutlaka kendi hayatını kendin finanse et. Ama başkalarının lüksü için sağlığını ve vaktini ziyan etme. 

Mükellef değil isen, seni Yaratana bırak her şeyi; ki O(c.c.), Hz. Adem'in hamurunu kendi yağurdu. İnsanoğlunu bu denli şerefli kılan yapayalnız bırakır mı onu ?

Uzuun uzun yıllar sonrasını düşünüp durarak dakikalarını saatlerini günlerini tahrip etme, harabeye döndürme Eyy X ! Bunu yapmazsan daha kaliteli yaşarsın. 

Karşılıksız iyilikler yaparak genç ve zinde kalma sırrını keşfet ! Kimseye de söyleme onları. Bırak insanlar seni çok farklı bilsinler. Sen yardım edilesi el araştır etrafında ve kimseciklere söylemeden tut o elleri... 

Ve son olarak;

Çok tatsız yılları geride bırakmış olsan da, acılarının gökyüzüne sığmayacağını hissetsen de, yani durum ne kadar kötü de olsa, insanoğluna hoşgörü çok yakışıyor. Yaratıcı da bunu istiyorsa... Gülümseyişine layıktır mutlaka; yeni sabah, ailen, hayat arkadaşın, iş arkadaşın ve cümle alem...

Gülümse. Bu yüzyılın en klişe dayatması gibi gelse de aldırma. 

Cömertçe gülümse.

Yap bunları.

Hayat aslında mükemmel... 






25 Ekim 2015 Pazar

Babam


Bugün akşam yemeğimizi yedikten sonra babama sarıldım yine içimden geldiği gibi. 
İçinden gelince sevdiğine sarılmak gibisi var mı ?

Şunu oku bakayım dedi cebinden çıkardığı takvim yaprağını elime tutuştururken.

Neymiş o babacım diyerek aldım elime. 

"Sıkıntılar insanı olgunlaştırır, kulu yaratılma amacına uygun hale getirir"  diyordu yazı özetle... 

Elhamdülillah diye fısıldadı saçlarına aklar düşmüş onurlu ve çalışkan babam. 

Babacım işte sen o kullardan birisin inşaallah dedim öperek. 

Şu günlerde 70 li yaşlarını yaşayan biricik babam, sıkıntılardan şikayet ettiğini hiç duymadığım, evlatları için her sorunun altından üstüne gelen  güçlü bir kahraman oldu hep. Babam olmasaydı hani mahallemizdeki yaşlı bir amcamız olarak tanısaydım onu en az şu anki kadar severdim yine sanıyorum. 

Peki sence ben olgunlaşabildim mi babacım ? diye sordum sonra. Senin epeyce  tık altındayım biliyorum diye ekledim.

Gözleri doldu babacığımın. 

"Ben kızlarımdan çok şey öğreniyorum" dedi. 

Abartıyordu da...  
Konuşmadan  sarıldım ben yine sadece. 
İçinden gelince sevdiğine sarılmak gibisi var mı ? 

1 Ekim 2015 Perşembe

Kavanozlar ve danteller / insanlar ve zerafet...

Geçenlerde sohbet ederken dedi ki karşımdaki :

- Bilge biz kabuğumuzun içinde Senai Demirci gibi takılırken insanlar kabalaşıyor. Duyarsızlaşıyor... Sen de hassassın biraz( Burda sitem kaçtı sesine...) 

-Açıklama dedim, açıklama boşver de... Daha ne kadar böyle Senai Demirci gibi kalıcaz biz ? 

- Bilmem... 

Biraz Muhsin Ünlü... Biraz Sabahattin Ali... Biraz Senai Demirci... Öyle kendine özgü bir mozaik. Kabuğumuzun içinde ruhumuzu sarıp sarmalamış. Kırıp dışına çıksak bir dert, içerde akıbeti beklesek ayrı bir dert... Dışardaki dünyaya biraz gerçek sanat biraz da zerafet katabilsek iyiydi. 




Neyse bu kavanozları dantelle kapladım. Çünkü dışardaki  insanları naif meziyetlerle kaplayamıyorum. Elimden gelmiyor. Bir silikon tabancası işimi görmüyor. Ama kavanozlar için bir kaç parça dantel, bir silikon tabancası ve biraz da saten kurdela yeterli. 


Görüşmek üzere canlar... 


20 Eylül 2015 Pazar

Aptal ile Zeki



Erica' ya katılıyorum...

Ve ses verdim hadi ben gidiyorum :) 

Yakında yayınlar hızlanacak dostlar telaşa mahal yok. 

Bu blog yaşıyor ulenn ! :P

Sevgiler tüm takipcanlarıma :) 


27 Ağustos 2015 Perşembe

Magazinsel bir şeyler...


Bu akşam aklımın kıyısından köşesinden geçen bir kaç konu hakkında ahkam kesmek istedim ama klavyem son derece kaprisli çıktı ve bir şeyler üretemedi ne yazık ki. 

Ben de orta halli ev hatunlarının  bloglarına hayatlarında cereyan eden her kapı cıyırtısını yazmalarını taklit ederek kendi hayatımdan magazinsel bir şeyler yazmayı uygun gördüm. Yine de çok iştahlanmayalım, onlar kadar detaylı bilgi aktarımı yapabilir miyim emin değilim. Deneyeceğim... 
Aslında bu ifadelerle tiye almıyorum, tam tersine kıskanıyorum bu "gün teyzesi" kıvamındaki blogcuları. Kayda değer bir çevre ediniyorlar kısa sürede blog aleminde. Eşinin ütülemediği gömleği yüzünden yediği fırçayı, okul aile birliği toplantısında sınıf öğretmenine nasıl ayar verdiğini vesair konuları ballandıra ballandıra anlatınca vakarlı bir pozisyona level atlıyorlar kısa sürede. Sonra gelsin canımlı cicimli tavsiyeler, iyi dilekler, tüyolar, hatta hediyeli mediyeli kargolaşmalar... 
Sen halen iç dünyanı ve insanoğlunun felsefik hallerini kas dur Bilge. "Oturmaya mı geldik oynamayanın kaynanası ölsün ayol!" ayarındaki platformda çirkin ördek yavrusu gibi sinip kal köşende.
Aslında benim de yaşadıklarıma dair bir kaç şey yazdığım olmuştu zamanında bu bloğa.. Ama olmuyor be. Çok fazla eş dost akraba biliyor bu bloğu malesef. Hiç ilgilenmiyormuş gibi yapıp yakın markaja alan bazı akrabaların "Geçen gün bloğunda şunu okudum..." diye başlayan geyiklerine katlanamıyorum.Bundan mütevellid çiçekli böcekli kahveli hikayeli paylaşımlara yöneliyorum ben de. Belki de geçen sene aldığım teklif üzerine satmalıydım bu bloğu. Ama internette "Tazekahve" adres çubuğunu kendi ellerimle başkasına verme fikrine alışamadım bi türlü. Belki de başka isimle bir blog açmalı ve tüm yakın çevreye en bariyerlisinden bir duvar çekmeliyim. Bilemiyorum... Neyse bu paragraf haddinden fazla uzadı. 

Ama bu paragraf keyifli... Magazini sona gömdüm. 
Hani ıssız adadan kaçmak isteyen biri kendine bambu çubuklarından bir sal yapar ve okyanusa açılır ya ? Hani gündüz saatlerinde aydınlık havada keyifle ağır aksak devam eden yolculuğun gece kısmı hep daha heyecanlı maceralı kasırgalı fırtınalı olur ya ? Hani bu yüzden adam sürekli bambuları birbirine bağlayan sarmaşıkları kontrol eder durur ya ? Hani alabora olmaktan korkup küreklerini habire rüzgarla aynı yönde çekmeye çalışır ya ? Hani belki de susuz kalacağı için ufak konserve kutularında yağmur suyu biriktirir ya ? Hani etrafındaki dalganın altından irice bir balık geçerken "Köpek balığı mı o ?" diye şöyle bir yüreği ağzına gelir ya ? 
İşte bugünlerdeki ruh halimi öğrendiniz... 

Ee... Magazin derken ne bekliyordunuz ki benden ? 
Oturup gün ay yıl olarak kalem kalem planlarımı anlatmamı beklemiyordunuz herhalde ? 
Evet o kadar detaylı yazamam malumunuz.
İç sesimim telkinleriyle sonlandırmak gerekirse, ki bugünlerde sık sık yapıyorum :
Her şey güzel gidiyor...
Kurtuluyorum inşaalah.
Hayır o bir köpek balığı değil... 





11 Ağustos 2015 Salı

Siz kimsiniz ?



Yaptığınız iyilikleri her fırsatta göze sokup kişiliklerinizi iki paralık ediyorsunuz.

Sadece kendi çıkarlarınızı kollayıp, başkalarının çıkarlarını umursamıyorsunuz.

Sonradan görmelikte anıtlar dikersiniz. Allah'ın lütuf ettiklerini kendinize maledip övünmek için en ufak bir fırsatı kaçırmazsınız. 

Etrafta hırsızlık yan kesicilik kapkaçcılık almış yürümüşken sizin için halen yediklerinizin içtiklerinizin başkaları tarafından bilinmesi çok önemli. Gösteriş derdinizin yaşadığınız popülasyonu hasta ettiği umrunuzda bile değil.Görüp gezdiğiniz yerlerdeki tarihi dokular, anılar, hisler size göre paylaşılmasa da olur ama ne zıkkım yediğinizi mutlaka sosyal ağlarda paylaşmalısınız. 

Başka insanların acılarına duyarsızsınız, kendi başınıza gelse feryat figan edeceğiniz işler başkalarının başına gelince kendi düşen ağlamaz pozlarındasınız. Belki de yaradılış çok adildir aslında ve sizin hesap ahirete kalıyordur, bunu hiç düşünüyor musunuz ? 

Sahtesiniz... Teşekkürleriniz sahte, özürleriniz, iyi niyet dilekleriniz, doğum günü kutlamalarınız hepsi dikensi bir sahtelikte.

Başarılı mısınız ? Birbirinizin kafasına basa basa çıktığınız kariyer basamaklarınıza bakıp öyle olduğunuzu düşünüyorsunuz. Değilsiniz... 

Mutlu musunuz ? Sadece o büyük Avm gezintilerinde ,bir kaç saatliğine, sonrasında yerini derin bir hüzün ve hiçliğe bırakırcasına... Ya da sadece yeni bir eşya aldığınızda ondan sıkılıncaya kadar... Mutlu değilsiniz, ama bunu da umursamıyorsunuz, yalnızca daha çok tüketimle kafaları afyonlama derdindesiniz.

Sizi günden güne daha da esareti altına alan acımasız ekonomik döngünün çarkları altında can çekişirken klas olduğunuzu/kaldığınızı düşünüyorsunuz. Yaradılışın manasını hiç çözemeden bir gün "klas" olarak can verip gideceksiniz... 

Algınıza yerleşmiş olan "sağlıklı insan" modeli; vurup kıran şakır şakır konuşup kalp kırarak dominant kalan bir tür Tazmanya canavarı türevi. Maşallah hepiniz çok sağlıklısınız...

Elinizde olanların,size verilenlerin sonsuza kadar sizinle kalacağına çok eminsiniz bu yüzden gerçek zenginliğin (manevi doyumun) peşini çoktan bırakmışsınız.Gerçekten de çok zenginsiniz.

Zerafetten o kadar uzaksınız ki. Konuşurken, dertleşirken, gülerken ya da ağlarken... Bedenlerinizi popüler kültürün zapt etmesiyle birer zombiye dönüşmüşsünüz farkında bile değilsiniz. Hissiyatsız, donuk ve renksiz bir halde yiyor içiyor geziyorsunuz. Yaşayan ölülersiniz...

Şimdi bu halinizle kendinizi "toplum" olarak adlandırıp  benden saygı mı bekliyorsunuz ?

Rutinlerinize eyvallah etmemi mi talep ediyorsunuz ?

Yoksa sorgusuz sualsiz  küçük bir kale gibi yıllarca muhafaza ettiğim varlığımı varlığınızın içinde asimile edişinizi mi izlemeliyim ? 

Sırf sizin kokuşmuş değerleriniz ihya olsun diye benzeşebileceğim bir güruh olduğunuzu mu düşünüyorsunuz ? 

Siz kimsiniz ?

Siz "toplum" iseniz... Tanımıyorum... 

Referans aldığım bir mecra değilsiniz. 


17 Temmuz 2015 Cuma

Bayramlar kutlu ola...

Akrabalarımızla ve sevdiklerimizle bir bayramı daha icra ettik mi ?

Ettikk tabiki....!

Geriye yaşayacak kaç bayramımız kaldığını biliyor muyuz peki ?

Hayııır...! Nerden bilelim ki... 

O halde her günü bayram havasında yaşayalım klişesini daha bi sahiplenmeli mi ?

Eveeett....! Evett...! İlla ki ! 

İyi bayramlar dostlar :)

Kutlu ola tüm bayramlar, 

geçmişinki  ve yarınınki... ;)