22 Ağustos 2014 Cuma

İncelikler...


Düşünüyorum da; 

Yeni bir elbise alırsın... Seni mutlu kılma süresi maksimum bir iki gündür.

Evrenin bir köşesinde, hiç kimsenin bilmediği bir iyilik yaparsın...
Ömrün boyunca aklına gelir gülümsersin, aklına gelir gülümsersin, aklına....
Ve diğer yandan Allah övünür seninle melekleri yanında.

Yeni elbise ? Çoktan eskidi gitti bile...





Biraz yoğunum şu ara ama bloğumu ihmalim söz konusu dahi olamaz Allah'ın izniyle :)

Ses verdim ahali ;) 

17 Ağustos 2014 Pazar

Pazar filmleri

Bir Ağustos pazarından da merhaba blogcanlar !
Siz de bugün güne güzel güzel düşüncelerle uyandınız mı ?
Büyük servis tabağınıza evinizde ne kadar değişik renkli güzel yiyecek varsa doldurup pazar kahvaltınızı hazırladınız mı ? Dergilerinizi bir elinize çayınızı diğerine alıp şöyle ayaklarınızı bir uzattınız mı ? Yaptınız mı ettiniz mi ? :) 
Ben işte tam da bu halde yazıyorum bu yayını ve çok teşekkür ediyorum Rabbime her şey için :)

İnşaallah huzurlu ve keyifli bir pazar geçiyordur diyelim cümleten de öyle olsun :) 
Bugün izlediğim bir kaç film geldi yine aklıma ve sizlerle paylaşmak istedim onları. 

Bakalım neler var...

 "Sende Rabbimi Gördüm" Son dönem Hint filmlerinden biri. Yani isminde vurgulandığı kadar dini temalı bir film değil bu. Sadece bir kaç dinsel öğeye yer verilmiş geri kalanında bildiğiniz hoplamalı zıplamalı şarkılı türkülü bir Hint filmi.Bir aşk hikayesi mevcut malumunuz.Hintliler de Türkler gibi sinema alanında "aşk" temasına fena takıklar bence.  Ben çok da beğenmedim açıkçası.Bu filmin 7.1 lik imdb'yi de liseli genç kızların beğenileriyle ihtiva ettiğini düşünüyorum. Acımasız eleştirmen benn hahaa ! :)

 "Sylvia"  Amerikalı  kadın yazar olan Sylvia Plath'ın biyografisini anlatan bir film. Çoğu gibi O'nun da yazdıkları öldükten sonra kıymetlenmiş.Sylvia Plath'ın intiharla noktalanan trajik yaşam öyküsünü duyduktan sonra bu filmi izlemeye karar verdiğimi hatırlıyorum. Şöyle başlıyor bu film, Sylvia'nın şu sözleriyle : 
"Bazen rüyamda bir ağaç görüyorum. Benim hayat ağacım. Bir dalı evlenmem gereken adam ve yaprakları çocuklarım. Diğer bir dal ise yazar olarak geleceğim.Ve her bir yaprak ayrı bir problem.Diğer bir dal da parlak bir akademik kariyer.Fakat bana bunlardan birini seçmem söyleniyor. Ve yapraklar kahverengiye dönüşmeye başlıyor ve dökülmeye...Ta ki ağaç tamamen çıplak kalana dek..." 
Film sıkıcı bir hayatın işlendiği monoton yapıda. Ama edebiyat güzel, ama Sylvia'nın satırlarını yakalamak güzel, bunlar adına izlenebilir yine de... Keşke sonunda intihar etmemiş olsa... 

Bu filmi ikinci izleyişim. İlkini izlediğimde sanıyorum henüz daha ergenlik çağlarımdaydım ve filmin esas kadınını hem eleştirip hem de O'nunla benim aramda anlamsız bir yakınlık bulduğumu anımsıyorum. Filmi şu yaşımda yeniden izlediğimde anlayabiliyorum ki bu kadın sinema dünyasındaki yansımamdan başka bir şey değil. Beni yönlendiren Kuzey rüzgarlarının keşfine çıkmalıyım belkide.Aidiyet duygumu  habire sabote eden hain rüzgarlar... Neyse bu subjektif anlatım için özür dilerim arkadaşlar :) Film, hiç bir yere ait olamayan bir kadının küçük bir kasabada açtığı Çikolata dükkanını ve bu süreçte kasaba sakinleriyle arasında gelişen ilginç olayları anlatır. Severek izleyeceğinizi tahmnin ettiğim nostaljik bir film, şu ana kadar izlememiş olan kaldıysa tabi.Bu filmde Johnny Depp bile tam bir ergen düşünün artık :) 

Filmler böyle, herkeslere selamlar sevgiler diyerek gidiyorum şimdi ben, görüşmek üzere :)

15 Ağustos 2014 Cuma

Eski cümle yeni cover...

Hani o çok eskilerden beri bizi yenileyen bir klişe cümle vardır...

Hani en zor zamanları atlattığımızda kendimize döner söyleriz,

Hani olacakların olanlardan daha güzel olduğuna gönül verdiğimizde kalbimiz fısıldar onu,

Örselenmişliği katlayıp bir rafa kaldırırken dillendiririz,

Güç, kuvvet, azamet toplamak daha kolayımıza gelir bu cümleyle,

Tazeler...

Bizim Arif Furkan, "Bak Bilge bu en son ki yaptığım yeni cover" deyince o eskilerdeki cümleyi yeniden hatırladım dün gece.

Dinleyin...Belki unuttunuz,  belki siz de hatırlayacaksınız... 


"Sil baştan..."


12 Ağustos 2014 Salı

Robın Williams



Öldüğüne hala inanamıyorum...  

Lise çağları bu adamın kült filmleriyle çakışmayanlar bu kaybı pek önemsemezler, ama O gerçekten bazı filmleriyle topluma farkındalık kazandırdı. "Günaydın Vietnam", "Ölü Ozanlar Derneği", "Patch Adams" bunlardan bazıları... 

İntihar söylemlerine gelince onlara da inanmak istemiyorum. Yapılan açıklamalara göre belli dönemler depresyon tedavisi gören aktör son dönemde de bunlardan birinin içindeymiş.Ve geçtiğimiz pazar kendini asarak kendi evinde intihar etmiş.Bu süreçte neden benimle bağlantı kurmadı neden benden yardım istemedi hiç anlamıyorum(!) 

Neyse sulandırmak istemiyorum gerçekten üzgünüm aslında. O kadar kişisel gelişim temalı filme ön ayak ol sonra da intihar et. Demek ki şu saçma dünyada hiç bir şey göründüğü gibi değil dedirtiyor insana. 

Hoşçakal Robın Williams...

10 Ağustos 2014 Pazar

Bambaşka bir şeyi düşünürken...

Biraz uzun zaman oldu bloğumu bırakıp gideli sanki... 

Düşündüm ama sizi, bambaşka bir şeyi yaparken...Tıpkı bambaşka şeyler düşünürken size yazdığım gibi...

Karışık oldu biraz, bu kısmı boşverelim. 

Görüşmediğimiz bu süre içinde : 

Denizin kavalyelik ettiği uzun yolculuklar yaptım...Varış menzili Karadenizdi... 

 Çılgın dalgaların şehri Trabzon'un yüksek tepelerinde çayımı içerken düşündüm: denizler mi daha büyük yoksa hayaller mi ?


Misafir olduğum evin balkonundan güneşin batışını izlerken ellerim çenemin altında, alengirli bir şeyler yazmak istedim ama yapmadım...Çünkü orda durup güneşe veda etmeliydim.

Yöreye özgü değişik şeyler de yedim içtim ama bahsi lüzumsuz.

Çünkü beni bilirsiniz, duygular doyumlardan hep daha çok alakadar eder beni.

Ve eve geldim...

Kulaklarımda da şu şarkı yankılanır durur akşamdan beri :)




İyi geceler ordakiler, ben artık burdayım  :)

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bu son olsun...

Sıkıntılar yaşadık şu Ramazan'da hem de çok büyük sıkıntılar...

Gazze'nin üzüntüsü omuzlarımızdaydı ve dahi  diğer illerdeki müslüman kardeşlerin...

Ramazan bitti, dönüp baktık içimize, bir bayram yapacak mecal bulamadık.

Ama yapmalıydık, hatta inadına bugün yapmalıydık... 
Bayramların klişe olduğunu düşünenlere inat, gereksizliğine atıf edip duranlara inat, bayram neyimize türküsü söylerken öğretilmiş çaresizlik hastalığına düçar basiretsizliğe inat...

Tüm inananları gövdesinde birleştiren bu ortak paydaya sıkıca sarılmanın tam vaktiydi çünkü.
İçimizdeki ve dışımızdaki düşmanların gözlemlediği nakavtı kimseyi şahitlendirmemek için manevi değerlerimize daha sıkı sarılmalıydık çünkü. 
Kalktık, tüm yapılması gerekenleri yaptık, yardımlarımızı kardeşlerimiz için seferber ettik, bayram namazlarına koştuk, dualar ettik ve bu sabah da sevdiklerimizle bayramlaştık.

Yaşadığımız müddetçe her durumda ve her şartta yapmaya devam edeceğimiz gibi...

Ve bana gelince ben de gül tatlısı yaptım bu bayram gül... Gerekçesi  iliştirildi üzerine: Tüm zorluklara rağmen gülümsemek için inat edin birbirinize diye. Üzmek, kırmak, yok etmek için inatlaşma güdüsünün aksine...



Böylesi zor bir Ramazan...
Tüm müslüman alemi adına son olsun, şu koca dünya için arzuladığımız dengeler yerine otursun ve en nihayetinde bayramlar bize içimize sinerek kutlu olsun ...



"Doğarken ağladı insan, bu son olsun bu son..."

25 Temmuz 2014 Cuma

Fütuh'ul Gayb / Gizliden sesler

Bir kitabı okur okumaz paylaşmak istiyorum dostlar...Sanki araya zaman girerse kitabın ruhuma bıraktığı hayali kapsül açılıp bana bıraktığı duygular uçup gidecekmiş gibi geliyor anladınız mı ? :) 
Bu yüzden dün gece sabaha kadar uyumayıp bitirdiğim kitabı paylaşma saatim ancak bir gece sonrasına yani şu vakitlere kadar uzayabilir :)

Neyse Fütuh'ul Gayb ne zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Ama nerden nasıl temin edebileceğimi henüz araştırmaya vaktim olmamıştı.Derken bir gün karşıma çıkıverdi, hatta senindir deyip ellerime konuverdi mi demeliyim ?
Evet evet aynen öyle oldu :)

Diş kirasını bilir misiniz siz ? Osmanlı'ya ait çok hoş bir Ramazan geleneği... Eskiden atalarımız evlerine iftar daveti verdiklerinde, davetlileri evlerine uğurlarken ellerine mutlaka birer hediye tutuşturarak gönderirlermiş.İftar davetini kabul edip sevap kazanmalarına vesile oldukları için hak ederlermiş davetliler bu hediyeyi. İşte buna da diş kirası denirmiş. 

Sevgili dostum Nihal, geçtiğimiz günlerde bizi iftara davet edip, bir de iftar sonrası kitaplığının başına götürerek "hadi bakalım şu kitapların içinden diş kiranızı seçin kızlar" deyince, orda ne zamandır okumak istediğim Fütuh'ul Gayb'ı da görünce ben... Ohoo ne dualar ettim hem bu geleneği çıkaran zarif ruhlu atalarıma hem Nihal'e hem dee... bilmiyorum herkese işte.. An itibariyle açığa çıkan sinerji tarifsizdi kısaca anladınız siz :)

Tasavvufun ilk yazılı kaynaklarından sayılan bu eserin sahibi, yine ilk tasavvuf ehillerinden olan Gavsı Azam  Abdulkadir Geylani... İnsanın huzurlu ve mutlu olmak için debelenip durduğu bu nankör dünya atmosferi içinde benlik duygusunun önüne çıkardığı handikaplardan sıyrılması ve daha arınmış daha özgürleşmiş bir ruh haline geçiş yapması için izlemesi gereken yol haritasını anlatır kitap. Uzaktan hikayelerini duyduğumuz evliyaların geçtiği mertebeleri ve ölmeden önce teslim ettikleri ruhlarının onları nasıl bir zirveye çıkardığını da aynı zamanda. Fütuh'ul Gayb yani "gizliden sesler", diğer tasavvuf kitapları gibi takva peşine düşen beşere hitap ederek inceden mesajlarla bezenmiş öğüt dolu bir kitap. Tavsiyedir... 

Bakalım alıntı kısmı için hangi sayfayı uygun görmüşüm bu kitapta... Hemen, okurken arkasına not ettiğim sayfa numarasına bakıp açıyorum ve aynen aktarıyorum :

"İnsan, kendisi gibi acizden bir şey isteyemez.Yalnız cahil olduğu için ister. İmanı zayıf olduğu için bu yolu tutar. Marifeti yoktur, yakin derecesine varmış imanı yoktur. Sabrı yok denecek kadar az olduğu için bu yola düşmüştür.
Dilencilik huyunu bırakan insanda şu yüksek vasıflar mevcuttur :
Allah'ın kendi halini bildiğine inanır. İlmi ilahinin her şeyi kuşatmış olduğuna yakini vardır.Her an iman yolunda ilerleme kaydeder. Yaratanını hiç bir zaman unutmaz, her an onu tefekkür etmekle hoşlanır.
İşte bu hallerde O, kimseden bir şey istemeye ve rastgele herkese dert yanmaya utanır. Ve daima huzurla:
-Beni benden daha iyi bilen var.
der, ve günlerini böylece bitirir..."

"Nimet, ehli değildir, onu şükürle bağlayınız." Hadisi Şerif

Sıradaki kitap incelemesine kadar yine de Tazekahve'den pek uzaklaşmayın dostlar...

Sevgiler :)