9 Ekim 2014 Perşembe

e-gurme ! e- gurme ! :)

Şimdi size hiç acımasaydım ben ne yapardım ? 

e-gurme'nin bayram için bana gönderdiği kahveleri 80 lerdeki klişe reklam ağızlarıyla ballandıra ballandıra anlatırdım.

Başka ne yapardım ?

Gidip şurdan kendinize hemen bir kahve siparişi vermezseniz eğer, dünyanın en avam insanları olursunuz diye süblimalden yardırırdım haberiniz dahi olmadan :) 

Daha daha ?

e-gurme'nin gönderdiği French Press zamazingosu ile hazırladığım Black Harman'ın içimiyle uçtuğum alemleri bir bir anlatır, aynı harmanı sipariş ettirmeden sizi bu blogdan bir adım bile uzağa bırakmazdım... 

Yapar mıydım ? 

Evet yapardım :)

Yapıyor muyum ?

Hayır tabiki ! 



Ama yine de "içmelisiniz bu kahveyi !" demeden nasıl kapatırım bu yayını ?

Ve teşekkürler sevgili e-gurme ! 

Sevgiler de olsun ayrıca herkese :) 

Not:  Badem şekerlerini e-gurme göndermedi hayır. Onlar yeğenlerimden. 
Bilmiyorum mesajı aldın mı e-gurme ?

2 Ekim 2014 Perşembe

Wonderful life ! Ve iyi bayramlar !

Ben bir bayram yazısı yazmalıyım ama aklıma hiç bir şey gelmiyor.

Bayramlar güzeldir, ama güzel insanlarla her gün bayram gibi geçer.

Şu sıralar çok mutluyum elhamdülillah... :)

Herkesin ama herkeslerin de mutlu olmasını istiyorum, dua ediyorum :) 

Rabbim gafletten uzak daha da mutluluklar nasip etsin hepimize hem bu dünyada hem ahirette inşaallah.

Herkese iyi bayramlar diliyorum. Bu kurban bayramının bizler için Rabbimizle yakınlık kurma noktasında milat, kestiğimiz kurbanlarımızın da ilahi rızaya güzel birer vasıta olmasını diliyorum gerçekten.

Hayatımızı bayrama çevirenlerimiz de hiç eksik olmasın yanımızdan inşaallah.

Çünkü hayat böyle harika !

Tıpkı şu şarkının da dediği gibi değil mi ;) 

22 Eylül 2014 Pazartesi

Manzara

Hani hayatı hep bir tepeye tırmanış psikolojisiyle yaşıyoruz ya biz ?

Hani çıkıversek şu tepeye, tırmanıversek... arkası yeşil çimenlik sanıyoruz ya ?

Hani hiç usanmıyoruz ya tırmanmaktan, etrafı seyretmeyi unutuyoruz  ya hep hani ?

Oysa manzara çok güzel !

Dönüp arkamıza bi etrafa bakalım hadi :)




Buralardayım tabiki, kaybolur muyum hiç :) 

2 Eylül 2014 Salı

Yar ile Bayram / Dr. Ahmet Çağıl

Bu kitabı okuyan çoğu kimse belli paydalar etrafında buluşmuş demektir. 
Bunları etiketlendirmek gerekirse neler diyebiliriz ? 

En başta "Menzil" diyebiliriz, Sonra sırasıyla, Semerkand, Gavs-i Sani, Sofi doktor Ahmed Çağıl, tasavvuf, edep, kerametler, kerametler... ve sıratı müstakim yani "doğru yol"... 

Bu etiketler size tanıdık geldiyse bizdensiniz ve bu kitabı zaten okumuşsunuzdur size bir sözüm yok.
Bu kelimeleri hayatında ilk defa duyanlar, sözüm size :

Gelin hayatınıza bir koridor açın, bu kitabı okuyun, o koridorun sonunda gerçek tasavvufla tanışın... Dünyanızı bayrama çevirin... 



Ben sözümü kısa tutmalı  ve alıntılarla donatmalıyım bu kitabın tanıtımını :

"Ebu Amr hazretleri, Ebu Osman Hiri hazretlerinin dergahında tövbe etmiş bir Allah dostuydu.Kendisi şöyle anlatıyor:
-Onun dergahına bir müddet devam ettim.Ancak bir gün yine bir günaha düştüm.Artık dergahtan ve hizmetten kaçmaya başladım.Nerede görsem Ebu Osman el-Hiri hazretlerinden uzaklaşıyordum.Bir gün aniden karşıma çıktı :
-Evladım ! Günahsız ve temiz olmadığın sürece düşmanlarla oturup kalkma.Çünkü onlar , sendeki kusuru görürler.Ve o zaman kusurlu olduğunda düşmanların (nefs,şeytan ve diğerleri..) sevinir.Günahsız olduğun vakit ise üzülürler.Şayet günah işlemen gerekiyorsa yanımıza gel ki belana sıkıntına canla başla katlanalım, böylece düşmanın şamatasına yol açmış olmayasın, dedi. 
Ben ondan bu sözleri işitince artık günah işlemeye doydum. Ve samimi bir şekilde tövbe ettim. "


"Bir müminin ağladığını gördüm.Onun bu davranışını münafıklık zannettim.Bu yaptığım suizandan dolayı bu günahın tesiri üzerimde beş ay boyunca devam etti.Ve bu süre içinde gece namazlarına kalkmakta çok zorlandım." Süfyan-ı Sevri (K.s.)




İmam-ı Rabbani hazretleri "İbadet ve taat Allah Teala için olmalıdır, Allah için yapılan ihlastır. Cennet ve cehennem için yapılan ise ihlas değildir." buyuruyor.





"Büyüklerden birine sormuşlar :
-Kurban, siz bu makamları nasıl elde ettiniz ? diye.
O da şöyle cevap vermiş :
-Biz edebimizi un yaptık amelimizi ise tuz."


İnşaallah şu soru bugün kafalarımızı biraz meşgul eder :
Hamurun içindeki tuz miktarı un miktarına oranla  ne kadar komik kalır değil mi ? 
"Edep" demek ki aksiyondan çok daha önemli... Ve o hedeflediğimiz edebe ulaştıran yol da tasavvuftan başkası değildir...

Bir başka kitap tanıtımında görüşmek üzere dostlar... 

28 Ağustos 2014 Perşembe

Bir Ağustos Böceğinin Serzenişleri...

Şu aralar yapmak istediğim edebi çalışmalar konusunda tam bir Ağustos böceği gibiyim...

Bazı yarım kalmış hikayelerin yeniden yazılması, yazılmış hikayelerin sadeleştirilip klasörlenmesi, Romanın devamının yazılması ve yeni edebiyat dergilerinin peşine düşülmesi v.s. işler güçler bir köşede beni bekler...

Ben diğer köşede Ağustos böceği gibi vaktimi sevdiğim şeylere hibe ettiğim için zaman akar gider...
Gerçi vakit ayırdığım şeylere dönüp baktığımda da ohh diyorum bi ohh... Bana kazanç sağladığına inandığım şeyler bunlar, manevi kazanç sağlayan şeyler... İki günü birbirine eşit kılmamak düsturuna bağlı kalmaya çalışıyorum en nihayetinde ama yazmak konusunda işler şu ara durgun :)

Durgun olmayan bir şey var ama... nedir o ?

Şu ara ruhumu saran müzik zevki :) Hiç durgun değil, tam tersine vurdulu kırdılı biraz...

Rock a geri dönüş mü yapıyorum ?

Hayır bu çok saçma, istemiyorum ki bunu !

Yine de günlerdir şu şarkıyı dinlemekten alamıyorum kendimi.
Ben ki naif duyguların insanı, ben ki karıncayı bile incitmek istemeyen hanımefendi ruh ! Bu şarkı da neyin nesidir şimdi ?

Ama çok güzel ! "Hadi hemen gel şimdi benimle" diyor :)*



*Kongos, Güney Afrikalı dört kardeşin 2007 de kurduğu bir rock gurubu. En tutulan parçalarından biri de bu dinlemiş olduğunuz bol ritimli şey :) Tebrikler Kongos ;) 

En kısa zamanda bu modu terk edip Itri moduna geçiyorum ve yazmaya yeniden başlıyorum :) 

Yani inşaallah ;) 

Bir Ağustos böceğinin serzenişlerini okudunuz, görüşmek üzere blog insanları  :) 

24 Ağustos 2014 Pazar

Edith Piaf

Bu dünyanın ne kadar değersiz olduğunu hatırlatan şeyler var...

Bazen bu "şeyler" ilginç insanların yüksek tansiyonda seyreden yaşamlarından örnekler olabiliyor.

Bir Edith Piaf  mesela... Namı diğer Fransızların "kaldırım serçesi".

Kadınların parayla satıldığı bir evde çocukluğu geçmiş, kör olma tehlikesiyle burun buruna gelmiş, rezil bir gençlik döneminden sonra da şöhreti yakalayıp Fransa'nın gururu olmuş, orta yaşlarda kaybettiği eşinden sonra kendini alkole ve uyuşturucuya vermiş sonra da karaciğer kanseriyle bu hayata veda etmiş güzel sesli kadın...
O da çoğu insan gibi mutluluğun dibine vuramadan çekti gitti sanırım. 

Demekki şartlar ne kadar düzelirse düzelsin, ne kadar zirve yaparsan yap  bu dünya yüzde yüz doyum yeri değil mutluluk adına.
Demekki vitrinin arkası önündeki manzaradan çok daha doyurucu aslında...Sırf bu düşünce bile başlı başına mutluluk vesilesi bence...

İşte seni dinlerken bunları düşündüm bugün Edith Piaf...


22 Ağustos 2014 Cuma

İncelikler...


Düşünüyorum da; 

Yeni bir elbise alırsın... Seni mutlu kılma süresi maksimum bir iki gündür.

Evrenin bir köşesinde, hiç kimsenin bilmediği bir iyilik yaparsın...
Ömrün boyunca aklına gelir gülümsersin, aklına gelir gülümsersin, aklına....
Ve diğer yandan Allah övünür seninle melekleri yanında.

Yeni elbise ? Çoktan eskidi gitti bile...





Biraz yoğunum şu ara ama bloğumu ihmalim söz konusu dahi olamaz Allah'ın izniyle :)

Ses verdim ahali ;)