22 Ocak 2014 Çarşamba

Kahve Hikayelerim #4

Kendi yazdığım kahve hikayelerime dair aldığım  güzel reaksiyonlar  için herkese çok teşekkürler efendim... 

"Çok başarılı Bilge'cim, bence potansiyelini kesinlikle değerlendirmelisin." gibi rasyonel  olanlarından tutun da, 

"Yeaa Bilge  nerden aklına geliyo bunlaaarr kızım ya, sen normal misin be !"gibi şirin olanlarına kadar  bir sürü güzel tepki işte... 

"Beni de yazsana bi gün Bilgee  ?"  önerisinden de bir milyar  kadar biriktirdim, arşivde  beklemekte hepsi :) 

Ve bu hafta sizi peşimden sürükleyeceğim zaman dilimine  inanamayacaksınız , hadi vakit kaybetmeden beni takip edin  ;)) 


Zoi ve Koni…
Günümüzden  çok uzun yıllar evvelsinde yaşayan bir çiftti . O kadar uzun  ki ; hani  insanlar kıyafet olarak düzensiz kesilip biçilmiş deri parçalarını , “mesken” olarak da  soğuğa ve yırtıcı hayvanlara karşı yeterli güveni sağlayacak kadar derinlikteki mağaraları kullanırlardı... Bir espresso kahve makinesinin http://www.e-gurme.com/makine-ekipman/ hayal bile edilemediği  zamanlardan bahsediyoruz anlayabiliyor musunuz ?
En basit işlerden en büyüklerine kadar her  şeyin tamamıyle insan gücüne dayalı olduğu , çarkın sadece  kaba kuvvetle dönebildiği zamanlar… 
Erkeklerin sadece avcılıkla , kadınlarınsa erkeklerin getirdiği av etlerini  pişirip çocuk büyütmekle  meşgul oldukları zamanlar…
Yalnızca temel ihtiyaçların karşılanması esasına dayalı , “felsefe”nin henüz keşfedilmediği zamanlar …Felsefe istediği kadar olmasın, “duygu” vardı  ama o  dönemlerde yine de. 
Çünkü her insanın bir kalbi vardı ve hangi çağda yaşarsa yaşasın  o kalbin işleyişiyle espresso kahve makinesi  icadının çok  alakası yoktu aslına bakarsanız…Yoksa  Zoi  neden her  avlanma  dönüşü   sevgili Koni’sine gelirken, yolda  bulduğu güzel çiçekleri getirsindi ki …

Peki lisan ? Kendilerine özgü bir lisanı vardı tabi o dönem insanoğlunun . Ama biz büyüyü bozmamak adına olabildiğince az diyalog kullanacağız bu hikayede.

Zoi çiçekler getiredursun sevgili Koni’sine , bu hareket Koni için pek değer ifade etmiyordu  ne yazık ki . Koni isterdi ki hep  Zoi de diğer avcı erkekler gibi büyük avlar yakalasın , en güçlü erkek olduğunu ispatlasın  ve  diğer mağara kadınları tarafından bu konuda  alaya alınıp durmasın… Diğer yandan Zoi’nin de   ufak tefek şeyleri av olarak yakaladığı her av dönüşünde  öbür  avcı erkekler tarafından alaya alınması gerçeği vardı ki, bu da Koni’yi çok üzüyordu. Zoi’nin her av dönüşü mağaralarının önünde merakla  O’nun  yolunu gözler , büyük bir şeyler yakalayıp yakalamadığına bakardı ilk olarak Koni.

Sevimli bir mağara adamıydı Zoi. Diğer erkeklerin tercih ettikleri aslan ya da kaplan derisine inat koyu kahve bi ceylan derisi giyerdi hep. Üzerinde kalp şekline benzer lekeler vardı .Yakaladığı tek büyük sayılabilecek  avının derisiydi  o. Koni o gün çok mutlu olmuştu ve hatta yeni çıkan ufacık boynuzu  saçına takıvermişti toka olarak .O gün bu gündür kullanıyordu onu.  Uzun zaman önceydi, çok uzun… Zoi’nin böylesi büyük bir av yakalamasına yeniden ihtimal vermek çok zordu.Çünkü aksinin olması için kendisinin de bu konuda biraz  üzüntü  yaşaması gerekirdi her şeyden önce. Ama Zoi’de böyle bir ruh hali gözlemlemiyordu Koni  , belki de tüm sorun buydu.

O her av dönüşü;  bir elinde ufacık bir tavşan ya da keklik gibi ele avuca gelmez avı , diğer elinde mutlaka bir demet çiçek ve dudaklarında  o umusamaz ıslığıyla sallana sallana geliyordu eve. Koni dayanamıyordu buna … Zoi ile hiç konuşmuyor , çiçekleri alıp bir kenara atıyor , acele yenen yemekten sonra  kendine tahsis ettiği mağara duvarının oraya gidip kendince bir şeyler çizerek vaktini geçiriyordu. Çünkü duvarında geçirdiği vakit süresince Zoi’nin yüzünü daha az görebilirdi böylece. Çünkü bir espresso kahve makinesi icat edilmemişti o zamanlar henüz ve yemek sonrası taze kahve içme imkanları da yoktu mağara insanlarının. Zoi  ise arkasını dönmüş resmiyle ilgilenen Koni’ye sevgiyle bakarak uyuyakalırdı  her gece. Her haliyle severdi çünkü Koni’yi O.

O gün yine yorucu bir avlanma günü yaşamaşılardı Zoi ve arkadaşları . Bu kez koca bir bizonun peşine düşmüştü herkes ve sandıklarından daha büyük bir av olduğu için organize olmayı tercih etmişlerdi tüm erkekler. Kesici taşlar , birbirine perçinleyip  sağlamlaştırdıkları sarmaşıklar ve hızlı kararlarla hazırladıkları tuzaklar yardımıyla bizonu ele geçirmeyi başarmışlardı gün sonunda. Zoi  sevmiyordu böyle günleri… Belki de kimseden emir almayı sevmediği için ya da büyük hayvanların öldürülmesinin büyük acılara , küçüklerinkinin daha küçük acılara vesile olacağı gibi saçma inanışları  olduğundan belki… 
Sebebini bilemiyoruz ama, Zoi gün sonu  avladıkları  koca bizonun eti paylaştırılırken kimseyle tartışmadan payına düşeni alıp yola düştü. O’na sadece bizonun kalbini layık görmüşlerdi  arkadaşları. Payını verirken “Yine de  bir tavşandan daha besleyicidir  dostum” diyerek imalı imalı güldü erkeklerin lideri. Aldırmadı Zoi. 
Yola çıktığında gözü yine patikaların kenarlarında ağaç diplerindeydi. “Acaba bugün nasıl  değişik bir  çiçek götürsem Koni’ye “ derdindeydi  daha çok. Çiçekleri hiç umursamayan Koni’ye ,  kendisiyle yine hiç konuşmadan arkasını dönüp resmini çizecek olan Koni’ye… 
Hem kafasının dağılması hem de daha değişik çiçekler bulma umuduyla  yolunun istikametinden uzaklara açıldı o gün Zoi. Kimsenin pek fazla gitmek istemediği açılmadığı yerlerdi buralar.

Derken gözüne bir ağacın dibindeki  kahve renkli  tohuma benzer tanecikler ilişti Zoi’nin. Daha önce hiç görmemişti  bunları. Belki de yenilebilir diye avucuna aldı tohumları , ufak deri  kesesinin içine doldurdu. Koni’nin yanına vardığında heyecanla günü anlattı O’na. Bizonu nerde gördüklerini , nasıl tuzak kurmayı planladıklarını , nasıl uygulamaya koyduklarını , hepsini  tek tek anlattı. Koni tepkisiz dinliyordu. Anlatılanlar bitince “Ve ?” diye sordu… Ne demek istediğini anlamamıştı Zoi . Kafası karışık  baktı Koni’ye.
-“Ve sana sadece bu kalbi mi verdiler Zoi ? Demek yalnızca bu kadarlık çalıştın… ” diye çıkıştı Koni.
-“Ha evet , sadece bu kalbi verdiler ama önemli değil … Hey Koni baksana bi de yolda gelirken ne buldum !” diyerek cebindeki keseyi çıkardı heyecanla. Tohuma benzer  şeyleri avucuna alıp Koni’ye gösterdi. “Bunlar nedir ?” diye sordu Koni.
-“Bilmiyorum gelirken bir ağacın dibinde buldum  belki de yiyebiliriz onları ne dersin ?” diye sevinçle parladı gözleri Zoi’nin. Mağaranın  ortasında sürekli yanan odun ateşinin hemen yanında duran genişçe yassı bir taş vardı. Koni genelde yiyeceklerini o taş üzerinde hazırlardı. Zoi avucundaki taze kahve tohumlarını oraya döktü. Bir yandan da heyecanla Koni’ye onların yenilesi şeyler olabileceğini anlatmaya devam ediyordu.
Koni sinirlendi. “Beni hiç anlamıyorsun Zoi !” diye bağırdı.
- “Senden böyle saçma şeyler bulup gelmeni istemiyorum , senden çiçek de istemiyorum Zoi beni anladın mı ! Senden güçlü olmanı istiyorum , tıpkı diğer erkekler gibi , Zoi seninle gurur duymak istiyorum ! Tek istediğim bu …” diye devam etti hışımla.
 Eline aldığı bir taşla tohumları ezmeye başladı . Öfkesi bir türlü geçmiyordu.Bir yandan ağlıyor bir yandan da :
- “Benim için bu çekirdeklerin  değerini bilmek istiyor musun Zoi ? İşte al.. işte bu..İşte bak bu Zoi !” diyerek  elindeki taşla kahve renkli taze kahve  çekirdeklerini  ezmeye devam etti.Ta ki hepsi de toz halini alana kadar…

Zoi,sakince  izledi onu. Koni’nin gözlerinin içine baktı , kalbine kadar inmek istiyordu , ama gözlerini kaçıran Koni bu yolculuğunu yarım bıraktı…
-“ Gücün sadece büyük avlar yakalayarak kazanıldığına  inanmıyorum Koni. “ diye fısıldayabildi sadece.

Koni gözyaşlarını sildi duvarına gitti , büyük bir bizon resmi çizdi duvarına o gece ve  etrafında ellerindeki  oklarla onu öldürmeye çalışan güçlü adamlar…

Ertesi sabah uyandığında algıladığı ilk şey  büyüleyici bir  koku oldu Koni’nin. Daha önce hiç duymadığı türden bir koku. Bir çiçeğinki gibi değil , ya da bir etin pişirilme kokusu gibi değil… Çok daha büyüleyici bir koku…
Zoi uyandığında, ateşin yanındaki  taşın üzerinde, ezilmiş ve ateşin aleviyle  kavrulmuş  olan taze kahveden  gelen egzotik kokunun farkına varmış ve onlarla yeni bir şey denemek istemişti. Ağaçtan oydukları bardağın içine ezilmiş taze kahve çekirdeğinin tozunu   koydu. Ateşin üzerinde ısıttıkları suyu bardağın içine döktü. Kokunun daha yoğun bir şekilde bardaktan yükselen dumanla etrafa yayıldığını fark etti. Çekimser bir yudum aldığında daha önce hiçbir lezzetin benzeri olmayan o tad diline nüfuz etti. Bu koku ve damağına yayılan bu lezzet, harika bir şeydi. Suratındaki gülümsemeyle taze kahvesini içerken, gözlerini oğuşturarak yanına  gelen Koni’ye sevgiyle baktı. Kalkıp O’nun  elinden tuttu yanına oturttu. Bardağını O’na uzattı , kendisini  çekimser bakışlarla süzen Koni’nin dudaklarına o büyülü lezzeti yaklaştırdı. Ufak bir yudum almasını sağladı.Taze kahveyle o sabah ilk kez tanışan Koni ‘nin yüz hatları gevşedi . Elini uzatarak ikinci yudumu kendi isteğiyle içti Koni. Ve üçüncü yudum ve dördüncü…

Dünyanın ilk sabah kahvesi içiliyordu… tarihi anlardı… Birinciyi keyifle tüketince ikinci bardağı hazırladılar . Bu kez taze kahve tozunun miktarını  biraz daha fazla tuttu Zoi. O sırada Koni’yi ziyaret eden diğer kadınlar kokuya şahit oldular ve onlara da  ikram edildi taze kahveler. Herkes bu büyülü lezzete hayran kaldı . 

Zoi’nin bulduğu mucize çekirdekler dilden dile dolaşmaya başladı. Avcı erkeklerin hepsi de Zoi’yi tebrik etmek için mağarasına geldiler ve O’na çekirdekleri nerde bulduğunu sordular. Zoi onlara bunu söylemeyeceğini ama anlaşmaya varırlarsa onlar için temin edebileceğini açıkladı.Diğer avcı erkekler  uzlaşı gösterip, karşılığında fazlasıyla et vermek kaydıyla taze kahve çekirdeklerini değiş tokuş etme anlaşması  yaptılar.Dünyanın ilk kahve ticaretinin yapılışı da o anlara tekabül ediyordu işte. Koni olanlardan çok memnundu.Avcı erkeklerin karşısında oturan Zoi  onlarla pazarlık halindeyken gözüne koca bir gergedanı öldürmüş kadar güçlü göründü. Sonra o tartışma gecesi Zoi’nin söylediği şeyi anımsadı : -“ Gücün sadece büyük avlar yakalayarak kazanıldığına  inanmıyorum Koni. “ O’na hak verdi…
Herkes gittikten sonra, Koni   Zoi’nin göğsüne yaslanarak uyuyakaldı o gece,uzun bir aradan sonra   ilk defa …

Ertesi gün erken bir vakitte evden ayrılıp dönüşte de  bol miktarda taze  kahve çekirdeğiyle geldi  Zoi , çiçekleri de ihmal etmemişti her zamanki gibi … Koni gülümsemeyle karşıladı O’nu. Mutlulukla yemeklerini yediler.Taze kahvelerini içtiler. Koni  bu kez resminin başına geçmek için Zoi’nin uyumasını bekledi. Ateşin karşısında uyuyakalan Zoi koca bir bebek gibi sevimli geldi gözüne. O’na bakarken kızgın olduğu zamanlarda bile aslında O’nu hep sevmiş olduğunu fark etti. Zoi’nin  üstünü örttükten sonra resmini çizmek üzere yerinden kalktı …
Zoi , o sabah uyandığında Koni hala uyumaktaydı. Tam karşısındaki duvara çizilmiş olan resmi gördü. Üzerinde kapli bir şeylere benzeyen bir adam , bu Zoi… Yanındaki kadının da  saçlarına takılı ceylan boynuzundan bir toka… El ele tutuşmuşlardı ve kadının ellerinde çiçekler vardı.  Gülümsedi Zoi…
Ama kalkması gerekiyordu  artık  , ezilmesi gereken çok fazla taze  kahve çekirdeği vardı.

 Çünkü bir espresso kahve makinesinin hala icad edilmediği zamanlardı o zamanlar… 


Haftaya başka  bir hikayede görüşmek üzere dostlar   :)

14 yorum:

  1. harikaaaaaaaaaaaa
    çok beğendimmmmmmmmmmmmmmmmmmm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Nilgüncümmmm ! Sen harika bi motivasyon sağlıyosun bil onu ;)) Öpüldün :)

      Sil
  2. ahh işte,kahve aşkla içilir di mi:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşkla içilir aşka içilir , biz kahveyi böyle içeriz dimi Havva'cım ;))

      Sil
  3. oooffffffffffffffffff ben ki kahve hastasi !! yanina oturup da içesim geldi ne guzel kaliteli fotograflar bunlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanımıza gelinn ve birlikte içelim o zaman ! :) Çok teşekkürler :))

      Sil
  4. :)))
    elinize sağlık, çok hoş olmuş :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Osman bey :))

      Sil
  5. Bu ne güzel bir öyküdür böyle, tebrikler. Koni de pek huysuzdu ama bir kahveye tav oldu ;))

    YanıtlaSil
  6. Koni 'ler biraz öyle ama onlar da tatlı kii :) Teşekkürler efendim :)

    YanıtlaSil
  7. Hayal gücü gayet yerinde.
    Pek güzel olmuş, keyifle okundu efendim..
    Devamı da gelsin, unutulmasın :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Zeugma ! O zaman kahvecilerimize bir yenisini daha ekledik diyebiliriz ki ! :))

      Sil
  8. GFC İzleyiciler widget'in yok ama halen?
    2dk ayırıp bendeki son posta bakarsan konukların yerlerine teşrif edeceklerdir :)

    YanıtlaSil
  9. Onda bir arıza var günlerdir evet , pff ! Nasıll çözücemm onu nasılll bakimm , hemen zıpladım bloğuna ! ;))

    YanıtlaSil

Sen de yaz bişeyler...