Bütün gün oruçluyduk, çay keyfi biraz da muhabbet hakkımız söke söke alırız modundayız.
Bir iftarı da işte böylece geride bırakıyoruz...
Cesaret konusunda çok pis gaz veren bir macera aksiyon filmiydi bu.Açlık oyunları. Herkes beğeniyle izlediğini yazıp çizmişti , gerçekten ben de çok beğendim. İzlemeyen varsa hala hararetle öneririm , hemen izlesin , hiç vakit kaybetmesin ! :)
Hikaye gerçek hayattan alıntı diye aklımda kalmış. O heyecanla izledim sonuna kadar. Filmin adı, Milyoner . Temasına hakim olan sadakate, azime ve özgüvene hayran ola ola izledim.Sonunda öğrendimki yokmuş böyle bir hikaye :) Ama film yine de muhteşem , öykü ve kurgulama çok hoş. İzlemeyenler alsın listesine bunu da :)
Bu filmin afişini ilk gördüğümde hemen "geçiniz" dedim. Vakit kaybı olduğu o kadar belliydi ki , kaybedemem vaktimi diye geçirdim içimden. Sonra afişte Çağan Irmak ismini gördüm ve de tabi ki anında çark ettim :) Ne var ki bir kaç hoş detay dışında ilk intibamı boşa çıkarmayan bir iş olduğunu anladım film sonunda. Ahtapot sahnesi dışında Çağan'a hayranlığımın perçinlendiği bir an olmadı film boyunca. Neyse zaten yeterince hayranlık söz konusu Çağan için şu yaşta , fazlası göz çıkarırdı belki de :) Çok tavsiye edemeyeceğim bu filmi dostlar o kadarını söyleyeyim ...
Ve biraz bilgi ;
"Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar."
Resul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz buyuruyor:
"Kim Kadir Gecesi'nde inanarak, ihlas ile o geceyi ibadetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır."
"Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır."
Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:
- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.)
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:
"Kadir gecesinde bir defa, Kadir sûresini okumak, (başka zamanda) Kur’ân-ı kerîmi hatmetmekten daha sevâptır. Bu gece koyun sağma müddeti kadar namaz kılmak, ibâdet etmek, bir ay her geceyi ibâdetle geçirmekten daha kıymetlidir."
Bu mübarek gecede dua sünnettir. O icabet vakitlerinden birisidir. Süfyan-ı Sevrî demiştir ki, o gece dua etmek,namaz kılmaktan daha sevaptır. Kur'ân okuyup da dua ederse güzel olur.
İbnü Hacer Heytemî Tuhfetü'l-Muhtâc'da der ki:
"Kadir gecesini görene, saklaması sünnettir. Onun kemâliyle faziletine ancak Allah Teâlâ'nın bildirdiği kimseler nail olur."
Peki ne zaman ?
Ulemanın ekserisi "Leyle-i kadir ramazan ayının yirmi yedinci gecesidir." demişlerdir. Bu görüşün sahibi bulunan ilim adamları delil olarak şu hadis-i şerifi göstermektedirler: "Leyle-i Kadir, yirmi yedinci gecedir."
Tüm sözcükler samimiyetsiz şimdi , isteğim bariz ama gönlüm de dilsiz...
Hani çocukluğumda misafirlikteyken sehpanın üzerinde dururdu ya bi tabak kurabiye .En hayati meseleydi ya hani uzanıp bi tane almak benim için ... İşte aynı haldeyim Rabbim...
İstiyorum ama dillendirmeye yüzüm yok ,susuyorum,ikramını gözlüyorum ya saklım yok...
Af…İşte en güzel bi lokum gibi dudaklarımın arasında şimdi dolanıp durmakta . Onu telaffuza hadsiz o dudaklar ki çaresiz ,ne söyleyeceğinden habersiz,ruhumdaki sızıyla diliyorum…
Güzel bi bahçeye açılan pencere belki de “af” şimdi…Açılır mı kanatları pencerenin ,şu gafil halime belirsiz…O güzel bahçe rahmetin ya ,onu izlemek için dahi olsa af penceresinin önünde geziniyorum…
Hani seçici okur, süslü içi boş yazan yazarla gönülden dökülenleri mısralaştıran yazarı hemen ayırd eder ilkine teveccüh ederken ikincisine tenezzül etmez ya; ikinci yazarın üslubuna düşme gafletinden sana sığınarak istiyorum affı Allahım…
Ben anlatamam ama sen anlarsın ,ummam ben aslında ama sen affediverirsin diye …işte yine kapındayım Allahım…
Affet, Affet….
Ramazanda mağfiret günleri başlamış derler...İlk onu rahmet,ortası mağfiret,sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan kutlu günlerin ihyası dileklerimle…
Sevgiler dostlar...
Dün gece,Senai abi o ılık sesiyle ," bi fon müziği rica edebilir miyim ?" deyince...
Oturamadığı dairelerin pencerelerine hasretle bakan, asla gidemeyeceği tatil mekanları için iç geçiren, birlikte görünemediği güzeller için yanıp tutuşan sen; haberin var mı "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Arabasının kaportası çizildi diye öfkelenen, havalimanında VIP salonuna alınmayışına içerleyen, tuttuğu takımın büyük transferi gol kaçırınca kahrolan, sevdiği adam "tek taş" almadı diye küsen, ünlü olduğu halde herkesçe tanınmayışına bozulan sen; yürü git;"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Gözlerini vitrinlerin parıltısına kaptırmışsın, gönlüne şaşaalı hayatların albenisi taht kurmuş, senin kadar kültürlü olmadıkları halde senden daha konforlu yaşayanları kınamaya ayırmışsın rüyalarını bile, dar geliyor hırslarına evin, odan,işyerin, dişlerini gıcırdatıyorsan uykularında. Artık uyan ve hatırla ki"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Cemaatinin azlığına bakıp yazıklanan şeyh efendi, "beni televizyoncular çok arıyor, çıkınca reyting yapıyorum" diye diye kendisini kıymete bindiren hocaefendi, tweetter'de follower'ım çok değil diye dövünen araştırmacı, ‘face'de "beğendi"lerini artırmak için atraksiyonlar yapan hanımefendi, yazısı çok tıklansın diye olmadık başlıklar atan, kitabı ‘çok satanlar' listesine alınsın diye yırtınan yazar, her sözü alıntılansın, dilden dile dolaşsın diye bekleyen "kanaat önderi"; yürü git, "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Şöhretine, reytingine aldanma! Her gün bir parça daha unutulmaya doğru gidiyorsun. Günü gelince zaten büsbütün unutulacaksın. Kısa bir süre için morgda ağırlanacaksın, en fazla genişçe bir cenaze ilanında, büyükçe puntolarla yazılacak adın, başına güneş gözlüklü ama gönülsüz adamlar yığılacak, "anahaber"lerde ilk sırayı alacak, manşetleri işgal edeceksin ama hiç çare yok, bir yığın toprağın altına gireceksin! En fazla bir ansiklopedide, öğrencilerin zoraki baktığı soğuk bir madde olabilirsin. Onu düşün de, bir daha tekrar et: "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Nerede o kalabalıklara pervasızca sunduğun, billboard'larda yağmalatmaya heveslendiğin güzel yüzün? Nerede o bir bakışıyla yürekler hoplatan, kremlerle çevrili, farlara, rimellere, sürmelere lâyık gözlerin? Nerede kameralara son saniyede gönderdiğin o işveli bakışlar? Nerede o ele avuca sığmamalar, rüzgârda saçlarını savurmalar, ıslak dudaklı şuh fısıltılar? Nerede o benlikler, o kendini herkesten üstün görmeler? Beden çürüyüp dağılmış; o güzel gözlerin oyuklarına toprak dolmuş. Aklını başına al; fırsatın varken oku:"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Yanağını güzellerin yanağına koymakla övünme. Göz ucuyla bakıp dudak büktüğün o garipleri küçümseme. Semtine uğramaktan korktuğun, yanında gözükmekten utandığın fukarayı aşağılama. Sonunu düşün. Akıbetin hiç sürpriz olmayacak ki. Gün gelecek, onların sıcacık yüreğinden çıkıveren bir dua sevindirecek seni. Gün gelecek, karda kışta, küçümsediğin, kapında bile görmek istemediğin o adamlar sana Fatiha okumak üzere saf durur cenazende. Dost bildiklerin ise yüreksiz ve yakarışsız dikelmekle yetinirler cesedinin yanında. "Bu defa yırttık!" diye sevinirler en fazla. Bari o gün, senin ölmen hatırına bilselerdi: "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
İsterse çok zengin ol, hesabın kabarık, kredi kartların limitsiz olsun. İsterse en lüks rezidansı mekan tutasın, borsada hızla yükselen bolca kâğıtların olsun. İsterse hayatın sigortalı olsun, kolundaki saat zamanı değil serveti göstersin, gerdanını paha biçilmez mücevherlerin sıcağı sarsın, teninde eşsiz inciler yeniden değer kazansın. İsterse eşarbından marka sarksın, ayağının altında otomatik şanzımanlı cip olsun. Bunlar ölüme karşı nedir ki! Bunlara sığınabilir, bunlarla ölümü yenebilir misin? Hele bir bak ki, "Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Nerede gol kralı olup omuzlarda gezdirilenler, bir kez olsun dokunulmak için milyonlarcasını ardından koşturanlar? Nerede süperstarlar, divalar, virtüözler? Nerede bir düğmeye basıp yüz binlerce insanı bir kaç dakika kavuran pilotlar? Nerede "en üstün" bildiği ırkı hatırına milyonları bir çırpıda evinden yurdundan kovanlar, kurşuna dizenler, soğuğa terk edenler? Nerede o bir emriyle ölüm, bir emriyle hayat verdiğini sanan krallar? Aklını başına devşir de, bi'daha hatırla:"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Başka insanların ölümlerini haber yapıp kanlı sayfalar hazırlayan, yangını ve depremi, erozyonu ve trafik kazasını ilk haber veren olup haber atlatan sen, kameraların kaydettiği cinayet videolarına youtube'larda rekor kırdıran, ölenin ardından en duygulu yazıyı yazmakla övünen, cenazede bile ölümlü olduğunu unutup klişe sloganlar atan, ömrü boyunca hep başkalarını ölürken görerek gülen zavallı, aç gözlerini, bir bak hele ne yazıyor:"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!"
Yeter artık, söz söyleme bundan böyle; sözden ne diye çare ararsın? Ey rüzgârı ölçmeye çalışan! Ey suyu parmak aralarında tutacağını sanan? Ey gerçeğin yerine süslü laflar koymaya kalkışan! Ey "ölüm" diye diye ölümü de eskiten talihsiz! Ey ölenlere ağız yakmayı ölmenin kendisi sayan çaresiz! Hiç öldün mü sen? Öldün mü ki! Kolaysa, bir söz bul da, son sözün olsun. Ölüm gibi, sonrasında başka söze hâcet bırakmasın! Yoksa, sus, sus da,"Senden önce gelenler geride neler bıraktılar, neler!" diyen Rabbin konuşsun. [Duhan, 25]
[Divân-ı Kebîr'in 1872. gazeline nazire olarak yazılmıştır.]
Senai Demirci
