15 Şubat 2011 Salı

Geri döndüm ben :)


Uzun bi aradan sonra yine selam dostlarım.Çok zaman geçti değil mi?Hayatımda çok bişey değişti denilemez geçen zamana oranla.Kürkçü dükkanı hikayesi özetleyebilir hikayemi yada milenyum içinde aslını hiç unutmayan gariban bi bomerang anlatır halimi :)
Aslında bugünlerde cümle kurmada, diyalog içine girmede sorunlarım çok barizleşti diyebilirim.Kelimelerim buluşup bişeyler oluşturma niyetiyle dökülüyorlar yola ama kısa bi süre içinde sapır sapır dökülüyor çoğu ve sadece bi kaç anlamsız kelime kalıyor tek başına.Bişey ifade edememiş olmak bi dert bi de o saf kelimecikleri toparlayıp geldikleri yere yollamak ayrı dert .Anlatmak istediğim sadece karşımdakinin anlayış kabiliyeti kadar ortaya çıkabiliyor böylece.Ha bi de deyim yada atasözü varsa anlatmak istediğim şeye dair , pek bi seviniyorum,beceriksiz kelimelere muhtaç olmayıp kısacık yoldan işin içinden çıkarım diye :) "Anlatamadığım" gerçeğini güzel anlattım ama şimdi değil mi :)


Herşey çok yolundaydı diyemeyeceğim görüşmediğimiz sürede.Hani şu inziva hallerim falan..çok huzurlu sayılmazdı.Burun kıvırmayalım ama, ben yazarken siz de okurken...Kim tül-i emel in dibine vurabilmiş ki şu hayatta ? (Tül-i emel ne midir ? Araştırın da ben de bi işe yaramış olayım en azından .)En somut örnekler,en gözde olup gıpta ettiklerimiz, çürüyüp gittiler çoğu zaman siz de şahit olmuşsunuzdur...Neyse bi kaç hafta önceki aldığım"felsefe yapmama" kararımı da çiğneyecek değilim şimdi sizi buldum diye.

Evet, herşeyden önce can suyumun toprağı annecik belki de ömrünün son demlerinde şu günlerde :( Yemiyor,içmiyor,cümle kurma kabiliyeti sıfırlandı nerdeyse.Gülüşünü unuttum bile , şımarması var bi tek aklımda şu ara.Bozup ti ye aldığım şımarık halleri :( Neyse yazmaya devam edebilmem için bu konuyu kısa geçmeliyim.

Diğer yandan özel hayatımda bi rüzgar bi fırtına ki sormayın gitsin.O kadar hüzün ve acı yüklü "med cezir" in manyağı olduğum ayların ardından olabildiğince sempatik cümleler kurmaya çalışıyorum şimdi şu dakika ama yaşamak çok zordu,anlatmak daha kolay herşeye rağmen.Sık sık bi kaç parça eşyam ve bi el çantamla kendimi bi yerlerde buldum.Buralarda her daim sevdiklerim sevenlerim pervaneydi etrafımda.Ne varki hiç kimse etrafımdaki derin çukuru aşamadı.Kendi kazdığım yalnızlık hendeğini doldurmaya ne kadar gayret ettimse de kapanmadı insafsız çukurlar.Ve ben evi sırtında bi kaplumbağa yada iç yolculuğunu çöllere taşıyan "simyacı" gibi hissetmekten kurtulamadım bi türlü.Yine söylüyorum ki yaşamak anlatımındaki kadar şiirsel değildi kesinlikle. Ben şöyle düşündüm; yeterince uzağa gidersem ,uzaklardan da uzağa hani...içimde dönüp duran şu deli şey durur belki.Şu deli çocuk içimdeki...Aklı selimlerden azar işitip duran ,gün ışığında Onu aklı selimlere karşı savunduğum ,gecenin karanlığında alıp karşıma bin bir fazlasıyla azarladığım uslanmaz "bitirim" ...Büyüyebilir gibi geldi yeterince uzaklara varırsam. O büyürse belki dertler de biter tüm pürüzler yok olur gider.Hiç hiç te sandığım gibi olmadı.Bu yolculuk ne sandığım kadar sancısız ne de sessiz oldu...Sakinlik beklerken daha çok ses daha çok karmaşa sardı etrafımı.Yoğun bi sis bulutu içinde yer ve yön belirsizliği içinde yürümeye çalışmak sandığımdan daha tatsız ve zorlayıcı oldu...Diğer yandan ben bişeylerle boğuşup dururken dünyanın en rutin işlerle iç içe dönüp durmasına şahit olmak ta fazlasıyla sinir bozucuydu ; mahalle manavının tezgahındaki sebzelere su serpmesi,okul dönüşü hoplaya zıplaya eve dönen ufalıkların sevinçleri, sürekli saatine bakıp randevusuna yetişmeye çalışan satış temsilcilerinin suratlarındaki endişeli ifadeler,başka endişelerle yüreği pır pır eden bi annenin bebek arabasındaki bebeğinin battaniyesini sıkı sıkı örtmeye çalışması...yaşam inadına tüm hızıyla akarken herşeyi ve herkesi durdurma isteğiyle dolup taştım bi çok kere...ne var ki inadına yaşam doldu taştı gezindiğim yerlerden,sokaklardan,evlerden...

Bittiyse söyle ! dedim yaratıcıma bi keresinde.Hani bu kaçışın sonu bi cinnete çıkıyorsa ,hani buraya kadarsa....Yok yok böyle bi son yakışmaz dedi ardından içimde kim olduğunu bilemediğim biri.Şu deli çocuk değildi bu sesin sahibi yalnız, o kesin. Ondan böyle aklı selim kararlar çıktığını hiç görmedim zira :)
Anladım ki uzaklık/yakınlık gerçekten göreceli şeylermiş.İnsan millerce uzağa gitse de milim uzaklaşamaz; milim hareket vektörü kadar oynasa milyarlarca ışık yılı uzaklaşabilirmiş sahip olduğu konumdan .Anlatılmaz yaşanır işlermiş bunlar anladım ki.
Birinin bana sürekli "kendinle barış" deyip durması boşuna değilmiş belki de.Bu yolculuk,bunu anlamak için gerekliymiş belki.Yine de uzun ve önü açık bi tünelde seyir halindeyken birden karanlıkta kalıvermek yoktu hesapta ama,hangi hesap-çarşı ilişkisinde uyum söz konusu ki :/

Şimdi bitti mi med-cezirler diye sorarsanız...Tam olarak kim sakin denizine garkolup yeşil sularında seyre dalabilmiş ki.En durgun ruhlarda gördüm/görebildim tüm kasvetli fırtınaları...Bazılarının kalıntları bazılarının sinsi hakimiyeti dikkate şayandı hayatım boyunca.Benimkiler de bitmedi tabi.Sadece ritim arıyorum bugünlerde.Tek derdim bu rutine en yakın ritim... bu işimi görebilir belki de.


Bişeyler anlattım mı bilmiyorum ama tüm bunların hülasası: hayatımdaki bi kargaşadan kaçarken daha yoğun bi diğerinin içine düştüğüm ve bu nedenle geri döndüğüm olarak özetlenebilir dostlar.
Diyeceğim o ki bundan böyle kendime referans değilim ...En doğrusunu yapmam ben biline ...Tutarlılık ta kumdan bi kale bende,dokununca yıkılıveren.İddialarımın pılını pırtını toplayıp kaldırıyorum ortalıktan, haber salınabilir en baskın otoritelere...Bundan böyle gün ola harman ola, "nerde akşam orda sabah" kadar da olmasa anı yaşama derdi var boynumda .Gayrısı teferruat sadece ...
Geri döndüm ben :)

Ve iyi ki varsınız be :)

20 Ocak 2011 Perşembe

İnzivada ...


99 merdiven deniliyor buraya yaşadığım yerde...İş arkadaşım gerçekten de 99 basamağı olduğunu söylüyor.Keyifli bi pazardan ufak bi selam çakmak istedim sizlere :) Nete foto koymama kararımı yüzümün karanlık çıkması yüzünden yıktım bi kereliğine daha.

Anlıyorum bazı şeyleri ve biriktiriyorum bugünlerde.Olgunlaşan şeyler beni nereye götürür bilinmez...Daha daha inziva gerek bana :)

Sizi özledim dostlar ...

4 Ocak 2011 Salı

Geri gelicem şekerler

Kısa bi tatil farzedin, yada ufak bi virgül koydu Taze kahve ....Ama yakında dönecek anlatıcak ve paylaşacak yine emin olun :))


Şimdi kahvaltı yapmalı ve güne kasden başlıyormuş gibi yapmalıyım :)

Sayfamı arada açıp ziyaret etmeyi unutmayın ,az kaldı dönücem size diyorum ....

Seviyorum sizi sevgili dostlar :) Neşeyle ve coşkuyla kalın bi zahmet :)

20 Aralık 2010 Pazartesi

Asaleti ne belirler ?


Çok para mı,büyük başarılar mı ? Yoksa gerçekten soydan gelen genetik bağlar mıdır bizi öne çıkartan faktörler ? Sanmıyorum ki bunların hiçbiri asalet kabul edilsin.Bir insanın öncelik sırasındakiler bana göre asaletini ortaya koyar.Çok başarıdan,paradan,puldan v.b. fazlalıklardan önce "insan" değerini ilk sırada tutan kişi asalet sahibidir bana göre...Güzel bi example altta sizi bekler :) Benim çok hoşuma gitti,siz kankilerim de okuyunuz please :)


Arjantinli ünlü golfçü Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı.
Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı.
Kadının anlattığı öykü de Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir kalem çıkarttı ve turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı çek defterine. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona; “Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın” dedi.
Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, profesyonel golf derneğinin bir görevlisi yanına gelerek; “Otoparktaki görevli çocuklar geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunuzu söylediler bana” dedi. De Vincenzo, evet anlamında başını salladı. “evet” dedi.
Görevli, “Size bir haberim var. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok. Sizi fena halde kandırmış arkadaşım.”De vincenzo; “Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?” Dedi. “Hayır, yok” dedi görevli. “İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber” dedi, de Vincenzo.

Sevgiler kankiler :)

13 Aralık 2010 Pazartesi

Seçmece tezatlarım :/

Toplumda gözlediğim genel kabul görmüş şeylerle kendi aramdaki kocaman boşluk elemanları ...O kadar kalabalık bi küme ki bu :/

En bilindik olanları mesela ;


Yılların geçmesiyle birlikte akıp durulmuyorum :/ Her geçen yıl biraz daha uçuk kaçık fikirler yada uçuk kaçık hallere gösterilen hoşgörü artmakta bende ...

Çok sosyal bi görüntü altında son derece radikal tavırlarım var; hatta gizliden gizliye övünmekteyim onlarla ... tezat işte ... :)

Yada bi şekilde radikal zannettirip te cebimdeki kelimeleri döküp popülarite pastasını kucaklayınca etraftakilerin şaşkınlıkla kavramaya çalıştıkları tezat, hikayemin özeti aslında...


Yemeğine sevgi katan hatun portresi evet tamamdır ama bu sahte bi tablodur sadece, Picaso taklidi misali ...


Tutarlı görüntüm ise tül perdenin rüzgarda uçuşması kadar dalgalı ... Bi kararı yüz yıl değiştirmez gibi durup iki dakikada aksi yönde karar alabilen bi bünye ... Sağ gösterip solunda morluklarla gezinen muhataplarım o kadar çok ki :P


Bankada sıra beklerken herkesin önüne geçen uyanıklara gıcık olmaktan ziyade biraz da gıptayla bakışım , hadi bunu yaptım bi de bloğumda açıklayışım da ilginç bi tezat . Neyim ben feodalite taraftarı mı ? Bu tezatımın ilk kez şu an farkına varıyorum ama :)

Yine de "büyük balık küçük balığı yer " felsefesine çaresizce kafa sallayanlardan değilim.Bu hem toplumla hem de bi önceki maddedeki duruşumla çelişen bi tezat , farkettim...Amenna :)


Herşeyin mükemmel ve eksiksiz olması insanı mutlu kılar düşüncesini savunmayan bi kadın oluşum da (özellikle kadınlar böyle düşünür) koca bi tezat hem kendimle hem de hemcinslerimle.İnsanı mutlu kılan şey, imkansızlıkları sağlamaya çalışırken eğlenmek ve hayallerin coşkusuyla renklendirmektir hayatı bana göre.Çok çok az bunu düşünen gördüğüm kadarıyla.Çoğu insan tersini düşünmekte; bu yüzden koltuğumun altındaki taşıdığım koca bi tezatım da bu farzediyorum ben :) Aslında saklamaya çalışıyorum onu ama o kadar büyük ki ilk girdiğim ortamda meydana çıkması hiç zaman almıyor.Neyse ki çoğu insan bana yakıştırıyor bu tezatımı :))


Vs... vs... uzar gider bu liste ... çok daha fazla şey tespit ediyorum gün içinde ama ilk aklıma gelen bunlar oldu.
Bu soğuk Aralık gecesinin 24 ünde tüm kalplerin içinde barındırdıkları tüm tezatlarla barışık bi huzur içinde kan pompalamasını istiyorum elemanı oldukları vücut için...Sağlık ve afiyet de diliyorum ayrıca herkes için ...

Aa bakın bu dilek bir tezat da değil üstelik ,genel geçer kabul edilmiştir toplum tarafından :))

Sevgiler en tutarlısından :)

9 Aralık 2010 Perşembe

Seni uzaktan sevmek !

-Canım kapa gözlerinii !

-Ama teyze filmi izleyemiyorum ki böylee :/

-Kapat dedim aa ! Bu bölümü izlemesen de olur .

-Tamam tamam kapattık ...

-Hadi bana çay koy gel :P

-Nee !

-........

-Bencedee ....

Bu film yukarıdaki diyalogtan tahmin edebileceğiniz gibi genç bir hanım olan yeğenime gönül rahatlığı ile izletemeyeceğim bi filmdi :) Ama kendime göre geliştirdiğim sansür yöntemimle bu sorunu da hallettim sayılır.Draw hatunu bana benzetmişti eski tarihlerde bi arkadaşım.Bu yüzden bu kadını hangi filmde görsem ister Charly nin hoplayıp zıplayan meleklerinden biri ,ister 50 ilk öpücükte Adam Sandler in saf sevgilisi olsun bu benzetilme anısı gelir aklıma :) On üzerinden 7 verebileceğim bu film bi miktar renklendirmişti geçtiğimiz salı akşamımı.Sizinle de paylaşmak istedim :)

Uzaktaki sevgililere,eşlere,vesairelere özlem duyan herkese selam çakan bi vedayla öper giderim ben şimdi :))



5 Aralık 2010 Pazar

Kızlaaarr ben elbise olayına geçtimm !

Yeni cicilerim bunlar kızlar :)

Bu alışverişin en önemli özelliği stil değiştirilmiş olmasıydı benim için.Kotun üzerine bişeyler aranmadı fellik fellik...Yada bol olsun da nasıl olursa olsun felsefesi de güdülmedi :) Naif elbise tarzına bağlayıp çizme üstü şıklık peşine düşüldü...İlk resimdeki mont Tekbir den. Bu ilk alışverişimdi ve gerçekten memnun kaldım Tekbir deki ilgiden.Yeğenlerim montuma ikoncan tarzı diye burun kıvırıp ilk günler soğutsalar da beni, şu ara gel gitli bi ikoncan durumum olabileceği düşüncesiyle barışmış olmamdan dolayı seviyorum kendisini :)



Bu elbisemi herkes çok beğendi...Aristokrat havası veriyor bana giydiğimde :) Herşeyi çok bilirim ben :) He he :P
Bunu da severek aldım; üzerindeki desenler süet bi yapıda.Kenarındaki eşarbın araba resimlerine hasta olaraktan satın alındığını belirtmeliyim.

Beğendiniz mi kızlar ! Öpüyorum sizi.Yeni mekan İzmir den sevgilerr :))