
Uzun bi aradan sonra yine selam dostlarım.Çok zaman geçti değil mi?Hayatımda çok bişey değişti denilemez geçen zamana oranla.Kürkçü dükkanı hikayesi özetleyebilir hikayemi yada milenyum içinde aslını hiç unutmayan gariban bi bomerang anlatır halimi :)
Aslında bugünlerde cümle kurmada, diyalog içine girmede sorunlarım çok barizleşti diyebilirim.Kelimelerim buluşup bişeyler oluşturma niyetiyle dökülüyorlar yola ama kısa bi süre içinde sapır sapır dökülüyor çoğu ve sadece bi kaç anlamsız kelime kalıyor tek başına.Bişey ifade edememiş olmak bi dert bi de o saf kelimecikleri toparlayıp geldikleri yere yollamak ayrı dert .Anlatmak istediğim sadece karşımdakinin anlayış kabiliyeti kadar ortaya çıkabiliyor böylece.Ha bi de deyim yada atasözü varsa anlatmak istediğim şeye dair , pek bi seviniyorum,beceriksiz kelimelere muhtaç olmayıp kısacık yoldan işin içinden çıkarım diye :) "Anlatamadığım" gerçeğini güzel anlattım ama şimdi değil mi :)
Herşey çok yolundaydı diyemeyeceğim görüşmediğimiz sürede.Hani şu inziva hallerim falan..çok huzurlu sayılmazdı.Burun kıvırmayalım ama, ben yazarken siz de okurken...Kim tül-i emel in dibine vurabilmiş ki şu hayatta ? (Tül-i emel ne midir ? Araştırın da ben de bi işe yaramış olayım en azından .)En somut örnekler,en gözde olup gıpta ettiklerimiz, çürüyüp gittiler çoğu zaman siz de şahit olmuşsunuzdur...Neyse bi kaç hafta önceki aldığım"felsefe yapmama" kararımı da çiğneyecek değilim şimdi sizi buldum diye.
Evet, herşeyden önce can suyumun toprağı annecik belki de ömrünün son demlerinde şu günlerde :( Yemiyor,içmiyor,cümle kurma kabiliyeti sıfırlandı nerdeyse.Gülüşünü unuttum bile , şımarması var bi tek aklımda şu ara.Bozup ti ye aldığım şımarık halleri :( Neyse yazmaya devam edebilmem için bu konuyu kısa geçmeliyim.
Diğer yandan özel hayatımda bi rüzgar bi fırtına ki sormayın gitsin.O kadar hüzün ve acı yüklü "med cezir" in manyağı olduğum ayların ardından olabildiğince sempatik cümleler kurmaya çalışıyorum şimdi şu dakika ama yaşamak çok zordu,anlatmak daha kolay herşeye rağmen.Sık sık bi kaç parça eşyam ve bi el çantamla kendimi bi yerlerde buldum.Buralarda her daim sevdiklerim sevenlerim pervaneydi etrafımda.Ne varki hiç kimse etrafımdaki derin çukuru aşamadı.Kendi kazdığım yalnızlık hendeğini doldurmaya ne kadar gayret ettimse de kapanmadı insafsız çukurlar.Ve ben evi sırtında bi kaplumbağa yada iç yolculuğunu çöllere taşıyan "simyacı" gibi hissetmekten kurtulamadım bi türlü.Yine söylüyorum ki yaşamak anlatımındaki kadar şiirsel değildi kesinlikle. Ben şöyle düşündüm; yeterince uzağa gidersem ,uzaklardan da uzağa hani...içimde dönüp duran şu deli şey durur belki.Şu deli çocuk içimdeki...Aklı selimlerden azar işitip duran ,gün ışığında Onu aklı selimlere karşı savunduğum ,gecenin karanlığında alıp karşıma bin bir fazlasıyla azarladığım uslanmaz "bitirim" ...Büyüyebilir gibi geldi yeterince uzaklara varırsam. O büyürse belki dertler de biter tüm pürüzler yok olur gider.Hiç hiç te sandığım gibi olmadı.Bu yolculuk ne sandığım kadar sancısız ne de sessiz oldu...Sakinlik beklerken daha çok ses daha çok karmaşa sardı etrafımı.Yoğun bi sis bulutu içinde yer ve yön belirsizliği içinde yürümeye çalışmak sandığımdan daha tatsız ve zorlayıcı oldu...Diğer yandan ben bişeylerle boğuşup dururken dünyanın en rutin işlerle iç içe dönüp durmasına şahit olmak ta fazlasıyla sinir bozucuydu ; mahalle manavının tezgahındaki sebzelere su serpmesi,okul dönüşü hoplaya zıplaya eve dönen ufalıkların sevinçleri, sürekli saatine bakıp randevusuna yetişmeye çalışan satış temsilcilerinin suratlarındaki endişeli ifadeler,başka endişelerle yüreği pır pır eden bi annenin bebek arabasındaki bebeğinin battaniyesini sıkı sıkı örtmeye çalışması...yaşam inadına tüm hızıyla akarken herşeyi ve herkesi durdurma isteğiyle dolup taştım bi çok kere...ne var ki inadına yaşam doldu taştı gezindiğim yerlerden,sokaklardan,evlerden...
Bittiyse söyle ! dedim yaratıcıma bi keresinde.Hani bu kaçışın sonu bi cinnete çıkıyorsa ,hani buraya kadarsa....Yok yok böyle bi son yakışmaz dedi ardından içimde kim olduğunu bilemediğim biri.Şu deli çocuk değildi bu sesin sahibi yalnız, o kesin. Ondan böyle aklı selim kararlar çıktığını hiç görmedim zira :)
Anladım ki uzaklık/yakınlık gerçekten göreceli şeylermiş.İnsan millerce uzağa gitse de milim uzaklaşamaz; milim hareket vektörü kadar oynasa milyarlarca ışık yılı uzaklaşabilirmiş sahip olduğu konumdan .Anlatılmaz yaşanır işlermiş bunlar anladım ki. Birinin bana sürekli "kendinle barış" deyip durması boşuna değilmiş belki de.Bu yolculuk,bunu anlamak için gerekliymiş belki.Yine de uzun ve önü açık bi tünelde seyir halindeyken birden karanlıkta kalıvermek yoktu hesapta ama,hangi hesap-çarşı ilişkisinde uyum söz konusu ki :/
Şimdi bitti mi med-cezirler diye sorarsanız...Tam olarak kim sakin denizine garkolup yeşil sularında seyre dalabilmiş ki.En durgun ruhlarda gördüm/görebildim tüm kasvetli fırtınaları...Bazılarının kalıntları bazılarının sinsi hakimiyeti dikkate şayandı hayatım boyunca.Benimkiler de bitmedi tabi.Sadece ritim arıyorum bugünlerde.Tek derdim bu rutine en yakın ritim... bu işimi görebilir belki de.
Bişeyler anlattım mı bilmiyorum ama tüm bunların hülasası: hayatımdaki bi kargaşadan kaçarken daha yoğun bi diğerinin içine düştüğüm ve bu nedenle geri döndüğüm olarak özetlenebilir dostlar. Diyeceğim o ki bundan böyle kendime referans değilim ...En doğrusunu yapmam ben biline ...Tutarlılık ta kumdan bi kale bende,dokununca yıkılıveren.İddialarımın pılını pırtını toplayıp kaldırıyorum ortalıktan, haber salınabilir en baskın otoritelere...Bundan böyle gün ola harman ola, "nerde akşam orda sabah" kadar da olmasa anı yaşama derdi var boynumda .Gayrısı teferruat sadece ...
Geri döndüm ben :)
Ve iyi ki varsınız be :)



